‘Kardeşler niye birbirinin aynısı değildir?’ bunu hiç düşündünüz mü?
Aynı şeyleri yerler-içerler, aynı ortamda büyürler, aynı iyi ya da kötü muamelelere maruz kalırlar. Hele ikizler -benim canım ikiz çocuklarım Doğa ve Doğu da mesela- soludukları havadan tutun da günlerin onlara sunduklarına varıncaya kadar neredeyse tüm hayat yolculukları bire bir aynıdır...
Kardeşler, aynı hayatı bölüşürler. Ta ki büyüyünceye, yollar ayrılıncaya kadar…
Ya da biz öyle sanırız.
Böyleyken; kardeşleri birbiriyle kıyaslamak, ailelerin ve bazen de öğretmenlerin yaptığı çok büyük bir yanlış ne yazık ki!
Hiç kuşku yok, yanlış!
Ve fakat bu yıkıcı davranış o kadar yaygın ki...
Aslında eğitimli, kültürlü, ermiş kimseler de çok iyi biliyorlar, her insan ayrı bir potansiyel ve ayrı bir değer. Kardeş, hatta tek yumurta ikizi olsalar da...
Üstelik bu farklılıkların harika bir izâhı da var:
"Hiçbir kardeş aynı aileye doğmaz" demiş meçhul bir filozof.
İşte bu asıl mesaj.
Bir düşünün bunu.
Kendi ailenizi ve kardeşlerinizi düşünün bir…
★★
‘Ailenin her an değişiyor olması’ ve dolayısıyla her çocuğunu farklı bir psiko-sosyal iklim içinde büyütüyor olması, çağdan çağa değişen bir durum mu?
‘Geçmişte bir aile 50 yıl aynı kimyaya sahip olurdu’ diyebilir miyiz mesela?
Sanmam!
Çünkü anne ve babalar yaşlandıkça veya onlardan birinin hayatı radikal bir değişime uğrayınca veya en kötüsü yine onlardan biri hayatını kaybedince ailenin kimyası da bir biçimde başka bir içeriğe dönüşüyor muhakkak.
Daha iyiye, huzura ya da daha kötüye, huzursuzluğa doğru…
Zaman zaman da bu ikisi tuhaf biçimde birbirine karışıyor, birbirini izliyor, düzenli veya kaotik, düzensiz döngü gibi…
Hayat, gerçekten açıklaması kolay olmayan ama bir o kadar da basit bir şey.
Ney?
Eylem mi, lütuf mu ya da çoğu kimsenin düşündüğü gibi sadece bir sınav mı?
Uzun hikâye…
★★
Bu yazı, buraya kadarıyla, güz serinliğinde okuyacağınız bir potpuri, bir çeşitleme oldu: Çocuklar, aile, zaman, değişim üzerine…
Huzurlu, sakin, dingin, ‘çocukları birbiriyle kıyaslamayacağınız’ ve onların her birinin gizli potansiyellere sahip -şimdilik- birer gömü olduğunu düşünerek geçireceğiniz bir güz geçişi olsun. Madem ki size düşen bir kazı var; o halde bir arkeolog gibi davranın sükûnet içinde.
Olağanüstü bir kazı, sizi bekleyen…
Harikulade, şahane bir keşif, yolun sonunda ve orada sizi bekleyen muhteşem bir şey var: Parmak izi kadar benzersiz, eşsiz haliyle, dünyayı -en azından sizin dünyanızı- değiştirebilecek bir çocuk…