Bazen bir lokantanın kapısından yalnızca karnımızı doyurmak için gireriz. Oysa içeride bizi bekleyen, bir tabak yemekten çok daha fazlasıdır. Bir hayat hikâyesi, yılların emeği, yaşanmış acılar ve yeniden ayağa kalkma gayreti… Bu kez yolum, Erzurum’da Bi Yer Ev Yemekleri adlı küçük bir lokantaya düştü. Orada Tortumlu Tülay ablamızla tanıştım. Sofrasındaki yemekler kadar, o sofrayı ayakta tutan hikâyesi de bende iz bıraktı.
Tülay ablamız, “Saniye Abla” diye söz ettiği hanımefendinin yanında beş yıl boyunca börek ve baklava ustası olarak çalışmış. Hamura elinin lezzetini, yaptığı işe sabrını katmış. Temmuz 2026’dan itibaren de yıllarca mutfağında emek verdiği lokantanın ortağı olmuş. Çalıştığı yere ortak olmak, onun hayatında emeğinin karşılığını bulduğu yeni bir başlangıca dönüşmüş.

Bugün bu küçük işletmede hem yemekleri hazırlıyor hem de servisi yapıyor. Müşteri sayısı henüz az olduğu için bütün işlere tek başına yetişmeye çalışıyor. Bir yanda ocaktaki yemekler, diğer yanda hazırlanacak sofralar… Onun hareketliliğini görünce, üretmenin hayatının doğal bir parçası olduğunu anlıyorsunuz. Bir iş bitiyor, ardından diğeri başlıyor. Tülay ablamız, elindeki imkânlardan iş çıkaran, becerikli, marifetli kadınlarımızdan biri.
Üstelik üretimi lokantanın mutfağıyla sınırlı değil. Tortum Kadın Kooperatifi üyesi olan Tülay ablamız, dağlardan nanesini, kekiğini, kuşburnunu ve kızılcığını da kendisi topluyor. Toprağın sunduğunu tanıyor, mevsimin getirdiğini değerlendiriyor. Bu gayreti dinlerken, memleketimizin kadınlarında sıkça gördüğümüz o çalışkanlığı düşündüm. Evinde, tarlasında, dağında, mutfağında sürekli üreten; bildiğini, öğrendiğini ve elinden geleni hayata katan kadınlarımızı…
Fakat bu hareketli kadının hikâyesinde ağır acılar da var. Burada çalışmaya başlamadan önce ağabeyini kaybetmiş. Ardından annesi felç olmuş. Peş peşe yaşanan bu üzüntüler onu çok zorlamış. Lokanta ise zamanla acılarını bir nebze olsun hafiflettiği, çalışarak hayata tutunduğu bir yere dönüşmüş. Bazen insanın bir uğraşa, bazen bir sohbete, bazen de sabah kapısını açacağı bir yere ihtiyacı oluyor. Tülay ablamız için bu mutfak, böyle bir liman olmuş.

Gelelim sofraya… Güveç, etli yaprak sarma, lor dolması, su böreği, içli köfte, kesme aşı ve daha nice güzel yemek var. İsimlerini sayarken bile insanın iştahı açılıyor. Bildiğimiz, özlediğimiz, ev sofralarını hatırlatan yemekler bunlar. Emek isteyen, hazırlığıyla, pişmesiyle vakit isteyen lezzetler. Tülay ablamız da bütün bu hazırlıkları yaparken bir yandan gelen misafirleriyle ilgileniyor.

Kadayıf dolmasına ayrıca değinmeden geçemeyeceğim. Sıcak sıcak servis ediyor; tadı da çok güzel, benden söylemesi! Mekânda bir de soba var. Kışın o sobanın üzerinde patates közlendiğini, dışarıdaki soğuktan gelip sıcacık bir sofraya oturduğunuzu düşünün. Bazen bir yeri sevmek için gösterişli ayrıntılara ihtiyaç duymuyor insan. Bir sıcaklık, güzel bir yemek ve içten bir karşılamanın bıraktığı his yetiyor.
Bi Yer Ev Yemekleri, 25 kişilik küçük bir mekân. Sabah dokuzdan akşam sekize kadar açık. Bir öğle yemeğinde, bir arkadaş buluşmasında ya da ev yemeği özlediğiniz bir akşamda buraya uğrayabilirsiniz. Sofraya oturduğunuzda, tabağınızdaki yemeğin arkasındaki emeği de hatırlayın isterim.
Bu tür işletmelerin yaşaması için bazen büyük sözlere gerek yok. Kapıdan içeri girmek, bir öğün yemek yemek, memnun kaldıysak bir dostumuza anlatmak yeterli bir başlangıç olabilir. Ben üreten, çalışan, yaşadığı zorluklara rağmen gayretinden vazgeçmeyen kadınlarımızın her zaman yanındayım. Gelin, Tülay ablamızın sofrasına da konuk olalım. Lokantası işlesin, emeği karşılığını bulsun, işleri bol bereketli olsun.