Bu bölüm, aslında modern insanın iç dünyasını teşhis eden bir metin gibidir. Riyâ, ucb (kendini beğenme), nifak ve gizli şirk… Bunlar sadece dinî kavramlar değil; insanın varoluş istikametini belirleyen temel yönelimlerdir. Riyânın aslı kişinin “dünya sevgisi”ne bağlamasıdır. Çünkü dünya sevgisi sadece mal sevgisi değildir; kalıcılık arzusu, şöhret isteği, görünür olma tutkusu, onaylanma ihtiyacı ve unutulmama kaygısıdır.
Modern çağ tam da bu duygular üzerinden çalışıyor.
Riyâ, “yaptığı güzel amele karşılık övülmeyi istemektir.” Modern kültürde bu neredeyse norm hâline gelmiştir. İnsanlar iyiliği görünür kılmak için yapıyor; üretimi takdir almak için yapıyor; inancı kimlik performansına dönüştürüyor. Sosyal medya, kurumsal hayat ve akademik dünya “topluluk içinde dinç, yalnızken tembel” olma hâlini besliyor. Yalnızken ibadet zayıf, ama görünürken performans yüksek. Bu, riyânın tam tarifidir.
Kendini beğenme (ucb) ise daha tehlikelidir. Çünkü riyâ başkalarına dönüktür; ucb kişinin kendisine dönük zehiridir. Ameli kendinden bilmek, başarıyı hak ediş sanmak, “ben yaptım” demek… Modern psikoloji bunu “özgüven”, “kendini gerçekleştirme”, “başarı bilinci” gibi kavramlarla besliyor. Elbette sağlıklı bir özsaygı başka bir şeydir; fakat ilâhî muvaffakiyeti unutup başarıyı tamamen nefsine yazmak, insanı içten içe ilâhlaştırır. Huneyn örneğinde olduğu gibi “çokluğunuz size kendinizi beğendirmişti.” Modern toplum da sayılara dayanır: takipçi sayısı, oy oranı, satış rakamı, akademik atıf sayısı… Çokluk, haklılık vehmi üretir.
Nifak ise iki yüzlülükten öte, kimlik bölünmesidir. Dil başka, kalp başka. Modern insanın yaşadığı en büyük krizlerden biri de budur. İş hayatında başka bir kimlik, özel hayatta başka bir kimlik, dijital dünyada başka bir kimlik… Kişi kendi içinde parçalanır. “Mü’minin dili kalbinin arkasında, münâfığın kalbi dilinin ucundadır.” sözü bu parçalanmayı açıklar. Modern kültür, imaj üretimini teşvik eder; iç derinliği değil.
Şirk meselesi ise daha inceliklidir. Açık şirk değil; gizli şirk. Hz. Peygamber’in “karıncanın ayak sesinden daha gizlidir” buyurduğu tür. Bu, Allah’ı inkâr etmekten çok, O’nun yerine başka bir şeyi merkeze koymaktır. Modern çağda bu merkez çoğu zaman “insan”dır. İnsan kendi aklını, bilimi, sistemi, ekonomiyi nihai merci kılar. Böylece Allah’ı açıkça reddetmeden de fiilen hayatın merkezinden çıkarabilir. Bu, ibadette ortak koşmanın modern biçimidir: Kararı Allah’a değil, sisteme bağlamak; değeri Allah’a değil, topluma bağlamak; başarıyı Allah’a değil, nefsine bağlamak.
Modern psikoloji ve sosyoloji, insanın kırılganlıklarını teşhis etmede önemli katkılar sunmuştur; fakat çoğu zaman bu zaafları ilâhî bir istikametle terbiye etmek yerine dünyevî başarıya yönlendirir. Rekabet, görünürlük, bireysel haz, sürekli kendini inşa etme fikri… Bunlar insanı maddîleştirir. İnsan kendini performans nesnesine dönüştürür. Böylece riyâ kültürel bir norm hâline gelir, ucb kişisel gelişim adı altında beslenir, nifak ise sosyal adaptasyon diye meşrulaştırılır.
Çözüm, amelin sende ortaya çıkmasının Allah’ın hibesi olduğunu bilmek, muvaffakiyeti kendinden bilmemek. Kabul edilip edilmediğini bilmediğin bir amelle övünemeyeceğini idrak etmek. Bu idrak, insanı hem alçaltır hem özgürleştirir. Çünkü artık insanlar için değil, Allah için yaşarsın.
Modern insanın en büyük trajedisi şudur: Görünmek için yaşar, fakat görülmek onu doyurmaz. Övülmek ister, fakat övgü geçicidir. Kendini beğenir, fakat içindeki boşluk kapanmaz. Bu boşluk, Allah’tan uzaklaşmanın ontolojik boşluğudur. İnsan kendini merkeze koyduğunda ağırlaşır; Allah’ı merkeze koyduğunda hafifler.
Riyâ, ucb ve nifak çağın temel psikolojik formlarına dönüşmüş olabilir; fakat bu onların fıtrî olduğu anlamına gelmez. Bunlar terbiye edilmezse insanı kemiren hastalıklardır. İhlâs, tevazu, muhasebe ve iftikâr hâli ise insanı istikamet üzere tutar.
Eleştirel olarak bakıldığında modern sistem insanı sürekli “kendini kurmaya” çağırıyor; oysa Kur’an, insanı “kendini çözmeye” çağırır. Modern paradigma “kendini gerçekleştir” der; Kur’an, “kendini aş” der. Modern kültür “kendini göster” der; ihlâs “kendini gizle” der. Modern bilinç “kendin ol” der; hakikat “Allah’ın kulu ol” der.
Ve belki de asıl soru şudur: İnsan kendi merkezinde kalınca mı büyür, yoksa Allah’ın merkezine yerleşince mi? Kalbi dünyaya, övgüye, kendine bağlanan küçülür; kalbi Allah’a bağlanan büyür. Modern insanın kurtuluşu, psikolojik tekniklerde değil; niyetin istikametinde saklıdır.