Sevginin kaynağı nerededir? İnsan mı üretir sevgiyi, yoksa sevgi insana yukarıdan mı gelir? Bu sorunun cevabı, sevginin mahiyetini belirler. Eğer sevgi yalnızca insanın biyolojik, psikolojik ya da toplumsal bir üretimi ise, o zaman sevgi şartlara bağlıdır, değişkendir ve çıkarla kolayca karışır. Fakat sevgi ilahî bir kaynaktan besleniyorsa, o zaman sevgi yalnız bir duygu değil; bir istikamet, bir değer ve bir ölçü hâline gelir.
Kur’ân’da defalarca “innallâhe yuhibbu…” ifadesi geçer: Allah sabredenleri sever, adaletli davrananları sever, ihsan edenleri sever, tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever. Aynı şekilde Allah’ın sevmediği tutum ve karakter tipleri de zikredilir: Zulmedenleri sevmez, kibirlenenleri sevmez, bozguncuları sevmez, haddi aşanları sevmez. Bu ifadeler, ilahî sevginin keyfî değil; ahlâkî ve ontolojik bir temele dayandığını gösterir. Allah’ın sevgisi rastgele bir tercih değil; O’nun hikmetine ve adaletine bağlı bir tecellidir.
Bu durum sevginin ilahî kaynağını açıkça ortaya koyar. Sevgi, insanın hevasına göre şekillenen bir haz değil; Allah’ın rızasına göre şekillenen bir kıymettir. Allah adil insanı sever; çünkü adalet O’nun isimlerinden biridir. Sabırlıyı sever; çünkü sabır O’nun muradına teslimiyetin ifadesidir. Muhlisi sever; çünkü ihlâs şirkten arınmış bir yöneliştir. Demek ki insanın sevilen hâlleri, ilahî isimlerin yeryüzündeki yansımalarıdır.
Allah’ın kula olan sevgisinin alâmeti, kulun hâllerini Allah’ın idare etmesidir. Bu çok derin bir ifadedir. Allah bir kulunu sevdiğinde, onun kalbine bir iç denetim koyar. Onu kendi hevasına terk etmez. Kalbinde iyiliği emreden bir uyarı, kötülükten sakındıran bir bilinç oluşur. Bu, sevginin en büyük tecellisidir. İlahi sevgi insanı serbest bırakmaz; onu korur. Sevgi burada şımartma değil, terbiye anlamına gelir.
Modern çağın sevgi anlayışı ise çoğu zaman onaylama ve haz merkezlidir. Sevgi, “seni olduğun gibi kabul ediyorum” cümlesiyle sınırlı kalır. Fakat ilahî sevgi dönüştürür. Allah sevdiği kulunu arındırır, onu sabırla, imtihanla, ibadetle olgunlaştırır. Bu yüzden Allah’ın sevgisi ile kulun sevgisi arasında fark vardır. Kul sevdiğinde haz alır; Allah sevdiğinde terbiye eder. Kul sevdiğinde sahip olmak ister; Allah sevdiğinde yönlendirir.
Bu ilahî sevgi anlayışı, insanın sevme biçimini de dönüştürür. Allah’ı seven, O’nun sevdiğini sever. Adaleti, merhameti, sabrı, ihsanı sever. Böylece sevgi ahlâkî bir kıstas kazanır. Sevgi artık sadece beğeni değildir; tercih ve sorumluluktur. Allah için sevmek, insanın içindeki ölçüyü düzeltir. Sevgi böylece hem dikey hem yatay bir boyut kazanır: Yaratıcıya yönelir ve yaratılanlara doğru bir istikamette yayılır.
Eğer sevgi ilahî kaynağından koparsa, nesnelere indirgenir. O zaman insan başarıyı sever, gücü sever, itibarı sever, ama adaleti sevmeyebilir. O zaman sevgi hazla karışır, çıkarla karışır, menfaatle karışır. Böyle bir sevgi insanı yüceltmez; bağımlı hâle getirir. Çünkü sevgi yöneldiği şeyi büyütür. Eğer sevgi para ve statüye yönelirse, insanın kalbi de o ölçüde küçülür.
Kur’ân’ın sevgi dili bize şunu öğretir: Allah’ın sevgisini kazanmak mümkündür. Bu, insanı edilgen bir varlık olmaktan çıkarır. Sevgi burada bir lütuf olduğu kadar bir sorumluluktur. Sabır göstermek, adaletli olmak, ihsan etmek, temizlenmek… Bunlar Allah’ın sevdiği vasıflardır. İnsan bu vasıfları taşıdıkça ilahî sevginin muhatabı olur. Böyle bir sevgi, insanın kalbine sükûnet verir. Çünkü sevildiğini bilen insan güvende hisseder.
Allah’ın sevgisinin en büyük neticesi ise kalbin mutmain olmasıdır. “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olan kimselerdir.” Bu itminan, modern insanın aradığı ama bulamadığı huzurdur. Çünkü modern sevgi çoğu zaman geçicidir; ilahî sevgi ise kalıcıdır. Modern sevgi karşılık bekler; ilahî sevgi kulun hayrını murad eder.
Sevginin ilahî mahiyeti unutulduğunda, insan sevgi arayışında savrulur. Yalnızlık artar, bağlar zayıflar, ilişkiler kırılganlaşır. Oysa Allah’ın sevgisini merkeze alan bir anlayışta sevgi, yalnız bir duygu değil; bir ibadettir. Sevmek bir ahlâk biçimidir. Sevgi insanı Allah’a yaklaştırdığı ölçüde hakikidir.
Sonuç olarak sevginin değeri, kaynağıyla ölçülür. İlahi kaynağa bağlı sevgi insanı yüceltir, arındırır ve bütünleştirir. Nesnelere indirgenen sevgi ise insanı parçalar ve yalnızlaştırır. Allah’ın sevdiği vasıfları taşımak, ilahî sevginin muhatabı olmak demektir. Ve ilahî sevgiye mazhar olan bir kalp, artık dünyayı başka bir gözle görür: Adaletle, sabırla, ihsanla ve temiz bir niyetle. Böyle bir sevgi, hem insanı hem toplumu diriltecek tek kaynaktır.
güzel bir yazı ..