İhlâs gerçekten eşsiz bir paradigmadır. Çünkü ihlâs, görünene değil görünmeyene yatırım yapmaktır. Çağımız ise görünür olana yatırım yapıyor. Soruyu bu yüzden sormak yerindedir: Bu çağ ihlâslı insanı istiyor mu?
İhlâs, kalbin Hakk’la muamelesinde mâsivâyı çıkarmasıdır. Yani amel Allah için olacak; övülmek için değil, alkış almak için değil, yerilmekten kurtulmak için değil. Modern kültür ise tam tersine, ameli görünürlükle ölçer. Sosyal medya çağında “gizli amel” neredeyse anlamsızlaştırılmıştır. İyilik yapılır ama fotoğrafı paylaşılır. Yardım edilir ama duyurulur. Başarı elde edilir ama marka hâline getirilir. Bu kültür, ameli Allah’a değil, kamuoyuna arz eder. Dolayısıyla ihlâs, modern paradigmanın ekonomik ve kültürel mantığına ters düşer.
Çünkü modern sistem şeffaflık adı altında sürekli teşhir üretir. Reklam, vitrin, performans, kariyer, takipçi sayısı… Hepsi “görülme” üzerine kuruludur. Oysa ihlâs, görünmemeyi göze almaktır. Gizli amel hadisinin işaret ettiği yetmiş kat fazilet, aslında insanın iç dünyasını merkeze alır. Modern insan ise dış dünyada puan toplamaya alışmıştır. Bu yüzden ihlâs, çağın değer sistemine göre verimsiz görünür. Alkış getirmez, marka değeri üretmez, görünürlük sağlamaz.
Fakat tam da bu yüzden ihlâs çağımız için hayati bir panzehirdir.
Ağacın kökü örneği çok manidardır: Kök gizlidir; ama ağacı ayakta tutan odur. Kök çürükse dallar ne kadar süslü olursa olsun meyve vermez. Modern çağ dalları büyütüyor; görünümü parlatıyor; fakat kökü ihmal ediyor. İhlâs köktür. Niyetin safiyeti köktür. Eğer kök sağlam değilse, amel çok görünse de içi boş kalır.
Çağımız ihlâslı insanı istemiyor olabilir; ama ihlâssız insanı da taşıyamıyor. Bugün en büyük kriz güven krizidir. İnsanlar kurumlara güvenmiyor, liderlere güvenmiyor, söylemlere güvenmiyor. Çünkü riyâ seziliyor. Gösteriş kokusu alınıyor. İhlâsın yokluğu toplumsal çürümeye dönüşüyor. Kendini beğenme ve görünürlük arzusu korkutucu bir afettir. Çünkü kişi riyâ yaptığını bile fark etmeyebilir; kalbiyle onu güzel görür.
İhlâs, Allah ile kul arasında bir sırdır. Cüneyd’in dediği gibi ne melek bilir ki yazsın, ne şeytan bilir ki bozsun. Modern çağın algoritmaları her şeyi ölçmek ister; ihlâs ölçülemez. Bu yüzden ihlâs modern metriklere sığmaz. Ama asıl değer, ölçülemeyendedir.
Bugün dinî hayatın da en büyük sınavı budur. İbadet dahi performansa dönüşebilir. İyilik, sosyal sermayeye dönüşebilir. İlmi faaliyet, kariyer basamağına dönüşebilir. İhlâs, işte bu dönüşümü reddetmektir. Ameli Allah için yapmak; karşılığını yalnız O’ndan beklemek; insanların bilmesini arzulamamak.
Bu çağ ihlâslı insanı istemeyebilir; fakat ihlâslı insan olmadan bu çağın krizleri çözülemez. Çünkü ihlâs olmadan adalet de sürdürülemez, infak da sürdürülemez, zenginlik de arınamaz, sabır da saflaşmaz. İhlâs bütün kavramların ruhudur.
Belki de asıl soru şudur: Biz çağın bizi istemesine mi bakacağız, yoksa Hakk’ın bizden ne istediğine mi? “Hâlis olan din yalnızca Allah’ındır” âyeti latif bir tehdittir denilmişti. Yani din, gösterişle, hesapla, menfaatle kirletilemez. İhlâs yoksa amel kabuk kalır.
Modern çağın en büyük ihtiyacı teknik değil, niyet temizliğidir. Bilgi var, imkân var, üretim var; fakat ihlâs eksik. Ve ihlâs eksik olduğunda bütün üretim insanın aleyhine dönebilir.
Sonuçta ihlâs bir çağ projesi değildir; bir kalp meselesidir. Çağ istemese de ihlâslı insan var olur. Ve tarih boyunca hakikati taşıyanlar, çoğu zaman görünmeyen, alkışlanmayan ama kökü sağlam olanlardır. İhlâs, kalbin Allah’a ait oluşudur. Çağ bunu istemese de, insanın kurtuluşu onsuz mümkün değildir.