Zikir nedir? Sadece dilin “Allah” demesi midir? Yoksa bundan çok daha derin, varoluşu dönüştüren bir bilinç hâli midir?
Zikir, gönlü her şeyden boşaltmak ve Allah’tan başka hiçbir şeyi orada bırakmamaktır. Kalp Hakk’ın evi olur. Bu noktada zikir, kuru bir tekrar değil; bir yer değiştirmedir. Kalbin merkezinde duran dünya, heves, korku, hırs çekilir; yerine Allah yerleşir. İşte hakiki zikir budur.
Zikir pasif bir ses değildir; aktif bir inşadır. Dilin söylediği kalbe inmiyorsa, kalbin yönünü değiştirmiyorsa o henüz zikir değildir. Gerçek zikir insanı dönüştürür. Bakışını değiştirir. Kararlarını değiştirir. Önceliklerini değiştirir. Zikirden fikir doğar. Çünkü insan en çok neyi anıyorsa, zihni ve kalbi onun etrafında şekillenir. Sürekli dünyayı zikreden dünya olur; sürekli hırsı zikreden hırs olur; sürekli Allah’ı zikreden ise Allah’a yönelir.
Zikrin hakikati, zikirden aciz kalmaktır denmiştir. Çünkü insan kimi zikrettiğini idrak ederse, dil susacak hâle gelir. Bu, zikrin insanı aşan boyutudur. Kalp Allah’ı gerçekten hissettiğinde, o tecelli karşısında benlik çözülür. Fakat bu hâle ulaşmadan önce insanın bilinçli bir yönelişe ihtiyacı vardır.
Modern insanın problemi burada başlar. Zihin sürekli meşguldür. Kalp sürekli işgal altındadır. Reklamlar, ekranlar, hız, tüketim, gündem, krizler… Kalpte her şey bir heves gibi doğar ve hemen batar. Kalbin bir istikameti yoktur. İç dünya verimsizleşmiştir. İnsan iç âleminden istifade edemez hâle gelmiştir. Zikir bu dağınıklığı toparlayan bir merkezdir; fakat modern kurgunun içinde bu merkez sürekli bastırılır.
Oysa zikir yalnızca tesbih çekmek değildir. Zikir, hatırlamaktır. Allah’ı hatırlamak. Onun varlığını, kudretini, rahmetini, hesabını, yakınlığını hatırlamak. Günde beş vakit namaz bunun için vardır. Ezan bunun için çağırır. “Hayya ale’s-salâh” sadece bir ritüel çağrısı değil; kalbi merkezine dönmeye davettir. Fakat sokaklar çoğu zaman bunu duymaz. Camiler beş vakitte dolup taşmaz. Çünkü ilahî çağrı, kalpte karşılık bulmadıkça işlevsel olmaz.
Namaz bir zikirdir. Secde bir zikirdir. Kur’an okumak bir zikirdir. Şükür bir zikirdir. Hatta bilinçle yapılan her ibadet zikirdir. Çünkü zikir, Allah’ı unutmamaktır. Bollukta O’nu tanımak, darlıkta O’na sığınmaktır. Gafletin kovulmasıdır. Gaflet kovulmadıkça insan ne yaptığını bilmez; niçin yaşadığını da bilmez.
Zikir iki düzeyde yaşanır: biri vakitli zikir, diğeri daimi zikir. Vakitli zikir, namaz gibi belirli zamanlarda yapılan ibadetlerdir. Daimi zikir ise kalbin sürekli Allah’a bağlı olmasıdır. İnsan iş yaparken, yürürken, konuşurken, karar verirken Allah’ın huzurunda olduğunu unutmazsa bu daimi zikirdir. Asıl dönüşüm burada başlar.
Modern toplum insanı sürekli dışarıya yönlendirir. İçeriye dönmesine izin vermez. Oysa zikir içe doğru bir yolculuktur. İnsan kendi kalbini yeniden keşfeder. Yaratıcının varlığını daha fazla hisseder. Hayatın yüzeyinden derinine iner. Bu derinlik kaybolduğunda, birçok kavram hissedilmez hâle gelir. Hissedilmeyen şeyin karşılığı da olmaz.
İnsan sevdiğine koşmaz mı? Eğer ilahî sevgi kalbe yerleşmiş olsaydı, ezan bir ses değil bir davet olurdu. Namaz bir yük değil bir buluşma olurdu. Secde bir zorunluluk değil bir huzur olurdu. Zikir, sevgiyi besler; sevgi de zikri çoğaltır. Kalpte sevgi yoksa zikir kuru kalır. Zikir yoksa sevgi sığ kalır.
İnsanlık Allah’ı yeniden zikretmeyi öğrenmelidir. Bu öğrenme, sadece dil alışkanlığı değil; kalp eğitimi olmalıdır. Zikir, insanı değiştirmelidir. Kararlarını, ahlâkını, bakışını dönüştürmelidir. Aksi hâlde zikir bir ritüel olarak kalır; fakat hakikat olarak yaşamaz.
Zikir, unutmaya karşı direniştir. Gaflete karşı uyanıştır. Kalbi merkezine döndürmektir. Ve insan, gerçekten zikrettiği şeyi hayatının merkezine alır. Eğer Allah hayatın merkezinde değilse, zikir henüz kalbe inmemiştir.