Bazen bir cümle, bir milletin kaderini değiştirir. “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” İşte o cümle de öyle bir cümledir. Kısa, net, sarsıcı. Sanki içinde bir çağın kapanışıyla yenisinin doğuşu gizlidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü sadece bir yönetim biçiminin değişimini değil, aynı zamanda bir zihniyet devrimini de müjdeler. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir rejim değil; özgürlüğün, hukukun ve eşitliğin adıdır. Düşünsenize… O günün şartlarında, yorgun bir millet, savaşlardan çıkmış, yıkılmış bir imparatorluğun enkazı arasında nefes almaya çalışan bir halk… Ve tam o anda bir lider, “Artık halk kendi kaderine sahip çıkacak” diyor. Bu, sadece siyasi bir karardır demek eksik olur; bu, bir irade beyanıdır. Cumhuriyet, milletin kendi iradesini kendi eliyle yönetime taşıma biçimidir. Atatürk’ün “Efendiler” diye başladığı o cümlede bile büyük bir incelik vardır. Hitap ettiği kişiler bir avuç asker ya da bürokrat değildir yalnızca; o kelimeyle aslında bütün millete seslenir. Çünkü Cumhuriyet’te artık “efendilik” unvanla, doğumla, soyla değil; çalışmakla, üretmekle, düşünmekle kazanılır. Halk, yani “cumhur”, artık kendi geleceğinin efendisidir. Cumhuriyet’in en büyük kazanımı belki de budur: eşitlik. Her bireyin devlet karşısında eşit olduğu, kimsenin kimseye “kul” olmadığı bir düzen. Osmanlı’nın son dönemlerinde yurttaş değil, teb’a idik. Ama Cumhuriyet’le birlikte hepimiz “vatandaş” olduk. Bu kelimenin içinde bile bir onur, bir hak, bir sorumluluk var. Vatandaş demek, söz hakkı olan, seçimde oy kullanan, devletin geleceğine yön veren kişi demek. Cumhuriyet, sadece sandıkta değil, hayatta da eşitlik getirdi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Eğitimde fırsat eşitliğini sağladı. Hukukta, ticarette, sanatta kadınlar da erkekler kadar söz sahibi olabildi. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir” sözü, Cumhuriyet’in ruhunu özetler. Çünkü Cumhuriyet, toplumun yarısını değil, tamamını ayağa kaldırmak ister. Hukuk demişken… Cumhuriyet ile hukuk birbirinden ayrılmaz iki kardeştir adeta. Cumhuriyet, hukuk devleti demektir. Kanunların kişilere göre değişmediği, adaletin herkes için geçerli olduğu bir düzen. “Hâkimiyet bila kaydü şart milletindir” sözü sadece meclis kürsülerinde değil, mahkeme salonlarında da yankılanmalıdır. Adaletin olmadığı yerde Cumhuriyet de eksik kalır. Bu yüzden Cumhuriyet’in korunması, en çok hukukun korunmasıyla mümkündür. Bazen “Cumhuriyet bize ne kazandırdı ki?” diyenleri duyuyorum. Belki de bazı kazanımların farkına varamıyoruz, çünkü onları doğal kabul ediyoruz. Bugün özgürce düşünmek, istediğimiz gibi giyinmek, eğitim görmek, seçime gitmek, hatta bir köşe yazısında Cumhuriyet’i övmek bile bu sistemin bize armağanıdır. Bunlar bir lütuf değil, ama birer kazanımdır. Kazanımlar ise emekle, mücadeleyle korunur. Cumhuriyet, bir gecede kurulmadı. Arkasında Sakarya’nın çamurunda, Dumlupınar’ın sisinde, Anadolu’nun köylerinde verilmiş bir mücadele var. Her bir karış toprakta bağımsızlık tutkusu var. İşte o nedenle Cumhuriyet sadece bir yönetim şekli değil, bir karakter meselesidir. Atatürk’ün “Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun yönetim biçimi Cumhuriyet’tir” derken kastettiği budur. Çünkü bizler, esarete boyun eğmeyen, onuruna düşkün bir milletiz. Bugün Cumhuriyet’in üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçti. Dünya değişti, teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerledi, değerler dönüşüm geçirdi. Ama Cumhuriyet hâlâ dimdik ayakta. Çünkü o, bir fikirden çok daha fazlasıdır — bir yaşam biçimidir. Her sabah özgürce nefes alabiliyorsak, düşüncelerimizi korkmadan ifade edebiliyorsak, bu Cumhuriyet sayesindedir. Elbette eleştiriler, eksikler, aksaklıklar olur. Cumhuriyet’in özü, zaten eleştiriyi kaldırabilecek kadar olgundur. Çünkü demokrasiyle beslenir, özgürlükle büyür. Cumhuriyet, her neslin yeniden anlamlandırması gereken bir emanettir. Bizler, onu sadece kutlamayla değil, yaşatarak, savunarak, geliştirilerek koruyabiliriz. Atatürk’ün bir başka sözünü hatırlamakta fayda var: “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve yüceltecek olan sizlersiniz.” İşte o “sizler”, hepimiziz. Öğretmen de, öğrenci de, işçi de, sanatçı da, çiftçi de… Çünkü Cumhuriyet, halkın omuzlarında yükselir. Bir kişinin, bir grubun, bir partinin değil; bir milletin ortak eseridir. Ve her 29 Ekim sabahı, o ilk günkü heyecanla içimizden aynı cümle geçer: “İyi ki ilan edilmiş.” Çünkü o gün, sadece bir yönetim biçimi değişmedi; bir millet, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendi. Efendiler… Bizler bugün Cumhuriyet’in çocuklarıyız. Yarın da onun bekçileri olacağız. Çünkü biliyoruz ki Cumhuriyet, geçmişin emaneti değil; geleceğin teminatıdır.