Bazı haberler vardır, okurken insanın içini rahatsız eder. Henüz ortada imzalanmış bir anlaşma yoktur ama sezgi şunu söyler:Burada yanlış bir şey kokusu var! İsrail’in Somali hattında attığı adımlar tam olarak böyle. Daha doğrusu, İsrail – Somali – Somaliland üçgeninde dönen tartışma, bana göre sadece diplomatik bir manevra değil, uluslararası hukukun sinir uçlarıyla oynayan bir deneme.
Şimdi dürüst olalım. Resmi ağızlardan “Gazze halkı Somali’ye taşınacak” diye açık bir cümle duymadık. Somaliland yönetimi de “Böyle bir şey yok” diyor. Tamam. Ama siyaset dediğimiz şey zaten çoğu zaman söylenenle değil, ima edilenle yürür. Ve bu tartışmanın kendisi bile başlı başına tehlikeli.
Çünkü biz bu filmi daha önce izledik.
Bir halk kuşatma altındaysa, yaşam alanları sistematik biçimde yok ediliyorsa, altyapı çökmüşse ve orada yaşamak fiilen imkansız hale gelmişse; ardından da biri çıkıp isterseniz başka bir yere gidebilirsiniz diyorsa… Kusura bakmayın ama buna gönüllü göç denmez. Buna, uluslararası hukukun nazik diliyle zorla yerinden etme denir.
Uluslararası hukuk burada nettir. Sivillerin, özellikle de çatışma altındaki sivillerin, topluca başka coğrafyalara taşınması bir çözüm değildir. Ne insancıldır ne de yasaldır. Bu, sorunu ortadan kaldırmaz, sadece haritadan silmeye çalışır.
İşte Somali tartışması tam bu yüzden rahatsız edici.
Bir yanda Gazze var. On yıllardır geçici denilen ama kalıcı hale gelen bir trajedi. Diğer yanda Somali. Zaten kırılgan, zaten iç çatışmalarla, yoksullukla, devlet kapasitesi sorunlarıyla boğuşan bir ülke. Şimdi bu iki kırılganlığı yan yana koyup acaba diye düşünmek bile insanın içini ürpertiyor.
Dahası var! İsrail’in Somaliland’ı tanıması, teknik bir diplomatik karar gibi sunuluyor. Oysa bu, Somali açısından açık bir mesaj: “Senin toprak bütünlüğün benim gündemimde değil.” Uluslararası hukukta devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğü kutsal metin gibi tekrar edilir. Ama iş çıkar hesaplarına gelince, bu ilkelerin ne kadar hızlı rafa kalkabildiğini yine görüyoruz.
Şu soruyu sormadan edemiyorum: Eğer bugün Somali’nin toprak bütünlüğü bu kadar kolay esnetilebiliyorsa, yarın hangi ülkenin sınırları pazarlık konusu olacak?
Uluslararası sistemin en büyük sorunu da burada zaten. Kurallar var ama herkes için eşit çalışmıyor. Güçlü olan deniyor, zorluyor, yokluyor. Tepki gelmezse bir adım daha atıyor. Somali meselesi bana tam olarak bu nabız yoklama hissini veriyor.
Bir de işin jeopolitik tarafı var. Kızıldeniz, Aden Körfezi, deniz ticaret yolları, güvenlik koridorları… Büyük güçlerin gözünde Somali çoğu zaman bir ülke değil, bir harita noktası. İnsanlar, toplumlar, tarih arka planda kalıyor. O yüzden “orada bir şeyler yapılabilir” fikri bu kadar rahat dolaşıma sokulabiliyor.
Ama hukuk, tam da bu noktada devreye girmeli. Uluslararası hukuk, güçlü devletlerin hayal gücünü sınırlamak için vardır. Yapabiliyorum demek, yapabilirim anlamına gelmez. Tanıdım demek, meşru hale geldi demek değildir. Hele hele bir halkın, bir başka coğrafyaya sürülmesi fikri, hangi kılıfa sokulursa sokulsun, hukukun kırmızı çizgisidir.
Benim asıl itirazım ise şuna: Bu tartışmalar yapılırken, Filistinliler yine özne değil. Yine bir denklemde değişken gibiler. Nereye gidebilirler?, hangi ülke kabul eder?, hangi bölge daha az tepki çeker?… Kimse dönüp de şunu sormuyor: Bu insanlar neden kendi topraklarında güven içinde yaşayamasın?
İşte tarafsız yazarlık tam burada başlamalı yani, Ama henüz kanıt yok demek yetmez. Çünkü bazen tehlike, gerçekleştiğinde değil; normalleştirildiğinde büyür. Bugün Somali adı bu cümlelerin içine giriyorsa, yarın başka bir Afrika ülkesi, öbür gün başka bir coğrafya konuşulur.
Ve sonra biri çıkar, “Ama bunu ilk kez biz yapmadık” der.
Uluslararası hukuk tam da bu mazeretleri engellemek için vardır. Bir yerde sessiz kalırsanız, başka yerde sözünüz zayıflar. Somali’nin toprak bütünlüğü, Gazze’deki sivillerin yerinde yaşama hakkı, zorla göç yasağı… Bunlar ayrı ayrı başlıklar değil; aynı ahlaki ve hukuki zincirin halkaları.
O zincirden birini koparırsanız, diğerleri de dağılır.
Bu yüzden mesele İsrail’in Somali’de ne planladığı değil sadece. Mesele, dünyanın buna nasıl baktığı. Bekleyelim görelim mi diyeceğiz, yoksa bu tartışmanın kendisi bile yanlıştır mı diyeceğiz?
Ben ikincisini seçiyorum. Net!
Çünkü bazı fikirler vardır; gerçekleşmese bile, yüksek sesle reddedilmesi gerekir. Aksi halde yarın bir gün biri çıkıp “Ama herkes biliyordu, kimse itiraz etmedi” der.
Ve işte o zaman, hukuk değil; sadece haritalar değişir.