Bir sabah uyandık; yine bir genç kadın yoktu. Adı Rojin Kabaiş. Henüz 21 yaşında bir üniversite öğrencisi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde okuyordu. Bir akşam yurttan çıktı, geri dönmedi. Sonra günler süren sessizlik… Ardından Van Gölü kıyısında cansız bedeni…
Bu ülkede ne yazık ki artık her kadın ölümü “olağan” bir istatistiğe dönüşüyor.
Ama Rojin’in ölümü, yalnızca bir kayıp değil; hukuk sisteminin, toplumsal vicdanın ve devletin koruma yükümlülüğünün yeniden sorgulanması gereken bir aynadır. Çünkü bu kez sadece bir fail değil, bir belirsizlik var.Rojin’in dosyasında “intihar” iddiaları dolaşıyor. Ailesi “kızımız hayata bağlıydı” diyor. Avukatlar “soruşturma gizli yürütülüyor, dosyaya erişemiyoruz” diye isyan ediyor. Savcılık ise şimdilik sessiz. Otopsi raporuna göre ölüm nedeni “boğulma” ama dış müdahale bulgusu net değil. İşte bu noktada hukuk devleti kavramı devreye giriyor. Bir hukuk devleti, vatandaşının ölümü karşısında sessiz kalamaz; çünkü yaşam hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde devletin pozitif yükümlülüğü olarak düzenlenmiştir. Devlet sadece öldürmemekle değil, öldürülmemeyi sağlamakla da yükümlüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinde, yalnızca bir birey değil, toplumun adalet duygusu da ölür. Elbette her soruşturmanın gizliliği vardır. Ama gizlilik bazen adaleti korumaz, onu karanlığa iter. Rojin’in ailesi haftalardır “ne oldu?” sorusunun cevabını bekliyor. Soruşturmadaki gizlilik kararı, kamuoyunun bilgi alma hakkını da engelliyor. Adli Tıp raporunun detayları, olay yerindeki deliller, dijital incelemeler neden paylaşılmıyor?
Bu ülke daha önce Şule Çet, Gültekin, Aleyna, Rabia Naz dosyalarında aynı soruları sormadı mı? Her defasında “kamuoyu baskısı” sayesinde ilerleyen davalar, bize adaletin kendi kendine değil, toplumun ısrarıyla işlediğini gösterdi. Rojin’in dosyasında da durum farklı değil.
Eğer bir baba “kızım intihar etmedi” diye haykırıyorsa, hukuk bu sesi duymak zorundadır.
Çünkü hukuk sadece yazılı kanunlardan ibaret değildir; vicdanla birleşmediğinde adalet olmaz. Rojin yurttan çıkarken kimse onu durdurmadı. Sahile gitti, bir daha geri dönmedi.
Evet, herkesin özgürce dolaşma hakkı vardır. Ama devletin görevi, o özgürlüğü tehlikesiz kılmaktır. Üniversitelerin, yurt yönetimlerinin, yerel güvenlik birimlerinin risk haritaları nerede? Kadın öğrencilerin güvenliği için hangi önlemler var? Bir yurt müdürü, “gece çıkan öğrencinin dönmediğini” ne zaman fark eder, ne yapar? Bu sorular sadece Rojin için değil, her genç kadın için sorulmalı. Çünkü mesele bir “bireysel olay” değil, sistematik bir ihmaldir.Bir kadın gece sahile gitti diye hayatını kaybediyorsa, sorun onun tercihi değil, bizim koruma sistemimizdedir. Toplum hala “neden tek başına çıktı” diye sormaya devam ettikçe, gerçek sorumluları ıskalıyoruz. Hukukta adaletin iki boyutu vardır: cezalandırıcı adalet ve önleyici adalet. Biz çoğu zaman ilkine odaklanıyoruz. Ama Rojin’in ölümü bize gösteriyor ki, önleyici adalet eksikse, cezalandırıcı adalet de geç kalıyor. Çünkü ortada fail bile yoksa, adalet kime tecelli edecek? Bu durumda devletin görevi sadece suçluyu bulmak değil, neden böyle olayların tekrarlandığını anlamak ve önlemek olmalıdır. Bir genç kadın öldüğünde, toplumun tamamı sınıfta kalır. Adalet, sadece mahkeme salonunda değil; okulda, yurtta, sokakta başlar.
Belki Rojin öğretmen olacaktı, belki kendi köyündeki kız çocuklarına ilham verecekti.
Ama şimdi o hayal, Van Gölü’nün soğuk sularında yarım kaldı. Ve biz yine “acaba intihar mıydı, yoksa bir şey mi gizleniyor?” diye tartışıyoruz.
Bu tartışma bile acıdır. Çünkü adaletin olduğu bir yerde, böyle bir belirsizlik kalmamalıydı.
Bir toplumun vicdanı, bir gencin ölümüne kayıtsız kalırsa; orada sadece hukuk değil, insanlık da eksiktir. Rojin Kabaiş’in adı, artık yalnızca bir adli dosya numarası değildir. O, kadınların, gençlerin ve öğrencilerin güvenli yaşam hakkının sembolüdür. Biz bu dosyayı kapatırsak, yarın başka bir Rojin için aynı satırları yeniden yazarız.Oysa artık sormamız gereken tek bir soru var:
Bir ülkenin en değerli varlığı olan gençleri koruyamıyorsak, kimi koruyoruz?Hukuk, bu soruya cevap vermek zorunda. Adalet, sessiz kaldıkça biz de suç ortağı oluyoruz. Rojin’in ardından susmak, belki de en büyük haksızlıktır.
Avukatlar hukuk peşinde değil para peşinde. Para için kadını testte ile parçalayan caniyi davunan avukatları görüyoruz. Mesela karabulut cinayeti hala akıllarda.