Adalet, bazen yüksek sesle verilen kararlar değildir.Bazen sessiz bir kasada, mühürlü bir poşetin içinde durur. Ve adına adli emanet deriz.Son günlerde kamuoyuna yansıyan adli emanet skandalları, aslında bir hırsızlık haberinden çok daha fazlasını anlatıyor. Çalınan şey sadece altın, silah, mermi ya da para değil. Hırsız çaldıklarıyla beraber yargıya duyulan güveni de çaldı. O emanet, bazen bir suç delili, bazen bir mağdurun son umudu, bazen de yıllar süren bir davanın tek dayanağı.
Şunu sormaktan kendimi alamıyorum, eğer bu emanet kayboluyorsa, adaleti sağladığımıza vatandaşı nasıl ikna edebiliriz?
Büyükçekmece’de adli emanet deposundan milyonlarca liralık altınların kaybolması, Diyarbakır’da yüzlerce merminin ortadan yok olması. Ve son olarak, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi’ne bağlı bazı lojmanların ortak giderleri için toplanmış yaklaşık 2 milyon TL’nin, sorumluluğu bulunan bir yazı işleri müdürü tarafından bahis oyunlarında harcandığı iddiası basına yansıdı, müdürün de tutuklandığı bildirildi. Bunlar münferit olaylar değil. Bunlar sizce de sistemin en sessiz ama en hayati noktasında ciddi bir zafiyet olduğunu göstermez mi?Çünkü adli emanet dediğimiz yer, yargının arka bahçesi değil; tam tersine yargının tam da bel kemiğidir.
Bir avukat olarak şunu açıkça söylemem gerek, mahkeme salonunda ne kadar güçlü kararlar verirseniz verin, eğer o kararların dayandığı delilleri koruyamazsak hukuk sadece kağıt üzerinde kalır. Delil kaybolduğunda, dosya çöker. Dosya çöktüğünde, haklı da haksız da aynı boşluğa düşer. Burada asıl mesele kim çaldı sorusu değildir. Tabi ki cezai sorumluluk araştırılmalıdır. Ama asıl soru şu değil mi? Bu nasıl mümkün oldu? Denetim mi eksikti?
Hangi prosedür kağıt üzerinde kaldı da böyle oldu? Adalet Bakanlığı’nın teftiş ve yeni sistem açıklamaları elbette önemlidir. Ancak toplumca bence şunu bekliyoruz, önlem alıyoruzdan ziyade bir daha olmayacağına dair ikna edici bir güven! Adalet duygusu, bir kere zedelendi mi, tamiri uzun yıllar alır.
Şunu da dürüstçe kabul edelim,yargı, sadece hakim ve savcıdan ibaret değildir. Zabıt katibi, mübaşir, emanet memuru, hizmetli. Bu zincirin herhangi bir halkası zayıfsa, sistem istenildiği gibi çalışmaz.O yüzden mesele bireysel hatadan çok kurumsal kültür meselesidir.
Adli emanet, adı üstünde, emanettir. Emanet ise bu topraklarda ağır bir kelimedir. İnançta, kültürde, hukukta nerede olursa olsun karşılığı vardır. Biz, daha peygamber olmadan önce bile ‘Muhammed-ül Emin’ diye anılan bir peygamberin ümmetiyiz; emanete sadakati ahlakın, adaletin ve insan olmanın temel şartı sayan bir geleneğin mirasçılarıyız. Emanete ihanet edildiğinde, sadece hukuk değil, vicdan da yaralanır. Bugün bu olayları konuşmazsak, yarın daha büyüğünü konuşuruz. Bugün eleştirmezsek, yarın savunacak bir şey bulamayız. Eleştiri düşmanlık değildir eleştiri, sistemi ayakta tutma çabasıdır. Bir avukat olarak temennim şudur,
Adli emanetler artık haber konusu olmasın. Çünkü adalet, en çok sessiz çalıştığında güçlüdür. Unutulmamalıdır ki, adalet duygusu soyut bir kavram değildir. İnsanlar adaleti, yaşadıkları tecrübelerle ölçer. Adalet sadece sonuçla değil, sürecin güvenilirliğiyle anlam kazanır.
Memleket deve misali olmuş...