Şimdi kabul edelim, hepimizin telefonunda en az bir öğretmen videosu denk gelmiştir. Sınıfta deney yapan, tahtada espriyle ders anlatan, bazen öğrencisiyle bir anı paylaşan… Kimi gerçekten öğretici, kimi biraz fazla fenomen ışığı altında. İşte Milli Eğitim Bakanlığı’nın son dönemde mercek altına aldığı mesele tam da burası. Yani öğretmenlik ile fenomenlik arasındaki ince çizgi!
MEB’in fenomen öğretmenler için başlattığı çalışma, bazı kesimlerce hemen öğretmenlere yasak geliyor gibi okundu. Oysa işin aslı, biraz daha sakin okunmayı hak ediyor. Çünkü ortada hepimiz için çok kıymetli olan çocuklarımız söz konusu. Bakanlık aslında şunu soruyor ‘’Bu paylaşımlar eğitim mi, gösteri mi? Ve daha önemlisi, çocuklar bu işin neresinde korunuyor?’’
Bakın, burada durup şunu söylemek lazım. Sosyal medya başlı başına kötü değil. Hatta doğru kullanıldığında eğitim için müthiş bir imkan. Bugün bir öğretmenin anlattığı konu, bir videoyla binlerce öğrenciye ulaşabiliyor. Anadolu’nun bir köy okulundaki yaratıcı bir ders anlatımı, başka bir şehirde ilham olabiliyor. Bunu görmezden gelmek mümkün değil. Zaten MEB de öğretmen sosyal medyada olmasın demiyor.
Ama… Cümle eğer ama ile başlıyorsa bilin ki hukukun kapısından girer. Çünkü mesele, öğrencinin görüntüsü, sesi, mimikleri, hatta bazen adı soyadı. Yani konu, doğrudan çocukların kişisel verileri. İşte burada artık iyi niyet yetmiyor. Hukuk devreye giriyor. Öğretmenlik Meslek Kanunu, KVKK ve çocuk hakları birlikte şunu söylüyor, velinin açık rızası olmadan bu paylaşımlar olmaz. Nokta!
MEB’in yaptığı da aslında çok radikal bir şey değil. Bir bakalım diyor. Kim ne paylaşıyor, hangi amaçla paylaşıyor, sınır aşılmış mı? Çünkü sosyal medyada alkış alan bir video, çocuk için ileride bir yük haline gelebilir. Bugün eğlenceli görünen bir paylaşım, yarın o çocuğun karşısına hiç istemediği bir yerde çıkabilir. Devletin refleksi tam da burada devreye giriyor.
Şunu da dürüstçe konuşalım. Her fenomen öğretmen aynı kefeye konamaz. Kimisi gerçekten eğitim anlatıyor, ders materyali üretiyor, pedagojik sınırı koruyor. Kimisi ise açıkça sınıfı bir içerik stüdyosuna çevirmiş durumda. Öğrencinin dersi değil, videonun izlenme sayısı öne çıkıyorsa, orada bir sorun var demektir. Bakanlık da tam olarak bu ayrımı yapmaya çalışıyor.
Bazı öğretmenlerin hesaplarını kapatması, paylaşımlarını silmesi de aslında şunu gösteriyor. Ortada bir farkındalık oluştu. Belki de yıllardır gri alanda dolaşan bir konu nihayet netleşiyor. Bu kötü bir şey mi? Bence değil. Hukuk, gri alanları sevmez. Netlik ister.
Ama burada ince bir denge var. Eğer bu süreç sadece ceza üzerinden yürütülürse, yaratıcı ve gerçekten faydalı içerik üreten öğretmenler de küsebilir. Asıl yapılması gereken, öğretmenlere şu serbest, şu değil diye açık bir çerçeve çizmek. Yasaklamak yerine yönlendirmek. Disiplin sopasını kaldırmadan önce rehberlik etmek. Sonuçta öğretmen, influencer değil. Ama öğretmen artık sadece sınıfta da değil. Dijital çağ bunu zaten değiştirdi. Devletin görevi, bu değişimi yok saymak değil hukuka, pedagojik ilkelere ve çocuk haklarına uygun hale getirmektir.
Kıymetli okurlar, dönüp dolaşıp geldiğimiz yer hep aynı kapı aslında. Fenomen öğretmenlik ne kutsal bir dokunulmazlık zırhı, ne de başlı başına bir tehdit. Mesele; niyet, yöntem ve sınır meselesi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın attığı adım doğru okunursa, bu bir susturma hamlesi değil; eğitim ile sosyal medya arasına net, kalın ve koruyucu bir çizgi çekme arayışıdır. Doğru yürütülürse, hem öğretmeni boğmadan hem de çocuğu sahipsiz bırakmadan bir denge kurulabilir.