Futbol, sadece bir spor dalı değil; sosyolojik, kültürel ve ekonomik dev bir endüstridir. Milyonlarca insanı peşinden sürükleyen, her hafta sonu heyecanla beklenen bu güzel oyunun,ne yazık ki son dönemde ağır ve karanlık bir gölge altında kaldığına tanıklık ediyoruz. Tüm okuyucuların tahmin edeceği üzere bu gölge elbette ki ‘’Şike’’!... Özellikle Türkiye'de gündemi sarsan bu olgu, aslında evrensel bir problem olsa da, bizim futbolumuzdaki yarattığı tahribatın hukuki ve vicdani derinliği, acil bir sorgulamayı zorunlu kılıyor. Şike, hukuki zeminde tanımlanmış net bir suçtur. 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun başta olmak üzere, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri, müsabaka sonuçlarını hukuka aykırı yollarla manipüle etmeyi açıkça yasaklar. Kanun, şikeyi, "sporda dürüstlüğü ve rekabeti ihlal eden," en ağır suçlardan biri olarak kabul eder. Ancak şikenin tahribatı, sadece kanun metinlerinde yazan hapis cezaları ve para cezalarıyla sınırlı değildir. Şike, sporun temelini oluşturan rekabetin dürüstlüğü -fair play- ve belirsizlik ilkelerine yönelik doğrudan bir saldırıdır. Eğer bir maçın sonucu, oyuncuların ve teknik heyetin emeğiyle değil de, perde arkasındaki kirli pazarlıklar, para transferleri veya tehditlerle belirleniyorsa, orada ne spor kalır ne de oyun. Taraftar, maçı izlerken bir hukukçu gibi düşünmez; o an sadece takımı için umut eder, heyecanlanır. Şike, işte bu saf duyguyu sömüren, taraftarı deyim yerinde ise, enayi yerine koyan ve milyonların ortak tutkusuna hukuki bir sabotaj düzenleyen eylemdir. Türkiye’de futbol, toplumsal enerjinin adeta bir yoğunlaşma noktasıdır. Ancak geçmişten günümüze uzanan şike iddiaları ve kesinleşmiş davalar, bu enerjiyi her zaman zehirlemiştir. 2011 sürecinden bu yana futbol kamuoyunda yaşanan derin yarılma ve güvensizlik, şikenin yarattığı en büyük maliyettir bence. Hukuk kurallarının sadece sıradan vatandaşlar için geçerli olduğu, futbol camiasındaki güçlü aktörlerin ise bu kuralların üzerinde hareket edebildiği algısının yerleşmesi, Futbol Federasyonu (TFF) ve diğer yetkili kurumların, şüpheli durumlar karşısında şeffaf, hızlı ve sıfır tolerans ilkesiyle hareket edememesi, kurumlara olan güveni yerle bir etmektedir. Şike vakalarında, sadece suçluların değil, onları yeterince cezalandıramayan veya soruşturamayan kurumların da meşruiyeti sorgulanır hale gelmektedir. Şike, bahis piyasalarından yayın haklarına kadar devasa bir ekonomik zinciri etkiler. Dürüst olmayan sonuçlar, bahis oynayan milyonlarca insanı mağdur ederken, sporun ekonomik değerini de erozyona uğratır. Kimse, sonucu önceden yazılmış bir senaryoyu izlemek için para ödemek istemez. Dürüst olmak ve şapkayı önümüze koyup düşünmek gerekirse, şikeyle mücadelede mevcut hukuki mekanizmaların yetersiz kaldığı ortadadır. Gündemdeki tartışmalar bize şunu gösteriyor: Mevcut Kanun var ama uygulama iradesi nerede? Öncelikle, hukuki süreçlerin bağımsızlığı ve hızına odaklanılmalıdır. Bir şike iddiasının aydınlanması yıllar sürerse, verilen cezanın caydırıcılığı kalmaz; suçlu zaten yıllarca sistemi manipüle etmeye devam etmiş olur. Hukuki süreçlerin, futbol sezonunun dinamiklerine uygun bir hızda işletilmesi zorunluluktur. İkinci olarak, TFF'nin disiplin yargılamalarında daha şeffaf ve tavizsiz olması gerekir. Ceza Hukuku'nun ispat standardı ile spor hukuku disiplin yargılamasının ispat standardı farklıdır. Spor kurumları, kamuoyundaki "gölgeyi" dağıtmak için, Ceza Mahkemesi kararlarını beklemeksizin, kendi yetkilerini etkin ve cesurca kullanmalıdır.
Kıymetli okurlar anlayacağınız üzere şike, futbolun ruhuna atılmış bir zehirli oktur. Bu ok, oyunu sadece bir gölge oyununa dönüştürür. Futbolu, taraftarına geri vermenin tek yolu; siyasetten arındırılmış, ekonomik çıkar gruplarının baskısından uzak, sadece hukukun ve dürüstlüğün sesinin dinlendiği bir yönetim ve yargılama mekanizması kurmaktır. Aksi takdirde, Türkiye'de futbol, sadece büyük bir hayal kırıklığı ve bitmek bilmeyen bir hukuki kabus olmaktan öteye gidemeyecektir.
Bu oyunun güzelliğini kurtarmak, sadece savcıların, hakimlerin ve spor yöneticilerinin değil, futbolun her paydaşının vicdani ve hukuki sorumluluğu değil midir sizce de? Unutmayalım ki, dürüstlüğü kaybetmiş bir oyun, izlenmeyi hak etmez.