Ahmet Cevdet Paşa “19. Yüzyılda Osmanlı Yönetimi Tezâkir” (Hazırlayan Seyit Ali Kahraman) adlı eserinin birinci cildinde 1855 yılında İstanbul’da meydana gelen depremlerde İstanbul’da kârgir binaların zarar gördüğünü, halkın büyük bir korku yaşadığını yazmaktadır.
Ahmet Cevdet Paşa yazısının devamında meğer depremin esas büyüğünün Bursa’da meydana geldiğini, İstanbul’daki depremin Bursa’daki depremin sarsıntısı olduğunu bildirdikten sonra Bursa depremi (1955) için “… Öyle şiddetli bir yıldırım düşmüş ki ahali memleket batıyor sanmış, on dakika sonra, yani saat dokuzu çeyrek geçerek deprem başlayıp otuz saniye kadar sürmüş… Sultan Osman ve Sultan Orhan türbeleri takımıyla, Sultan II. Murad ve Yıldırım Bayezid Han Cami-i şeriflerinin minareleri, Ulu Cami’nin yedi adet kubbesiyle iki minaresi ve diğer camilerin de minareleri, İpek fabrikaları yıkılmış ve nice hanümanlar harap olmuş.” demektedir.
Ahmet Cevdet Paşa Recep ayının yirmi dördüncü günü gece saat 01 sularında Bursa’da ikinci kez büyük bir depremin daha olduğunu, memleketin sanki şiddetli iki büyük dalga arasında kalan gemi gibi sallandığını, binaların iki arşın ileri ve geri gidip geldiğini yazarak yazısına şöyle devamında: “Artık herkes ne yapacağını şaşırmış, ana evladını ve evlat anasını kaybedip sersem ve ümitsiz olarak sokaklara düşmüşler. Kârgir binalar harap olmuş, çarşı denilen Demirkapı ise bütün bütün yıkılmış, halkın malları ve eşyası yıkıntılar altında kalmış, kimse malına sahip olmak üzere yanına varamaz imiş. Bu yıkıntılardan gece yangın çıkarak üç dört kol olmuş, her ne kadar bir kaçına yıkıntılar engel olarak sönmüş ise de Kayağın Çarşısı’nda büyük miktarda kereste olduğundan oraya sıçrayan ateşin söndürülmesi mümkün olamayıp Tatarlar denilen mahalleye kadar yayılarak bin beş yüz kadar hane ve dükkân, pek çok mal ve eşyalarıyla birlikte yanmış...”demektedir.
Ahmet Cevdet Paşa, Bursa’nın bu büyük depremle yerle bir olurken yöneticilerin bunu sadece bir yangın olarak gördüğünü ve Bursa’dan (bu olayla ilgili) yazı gelmesinin beklendiğini belirtilmiştir.
Bursa’da halk perişan hâlde iken yönetimin gündeminin Sultan II. Mahmut’un kızı Adile Sultan’ın eşi (damat) Mehmet Ali Paşa tarafından sarraf Mıgırdıç’a verilmiş olan senetlerin tatbik mührü (büyük bir yolsuzluk) ve Mehmet Ali Paşa’nın on altı yaşındaki kızı Atiye Sultan ile kısa bir sürelik evlilik yapmış olan Fethi Paşa’nın (damadın damadı) Eyüp’teki sarayından (nasıl elde edildiği bilinmeyen) büyük miktardaki altınlarının çalınmasının oluşturduğunu belirtmektedir.
Ahmet Cevdet Paşa depremle ilgili yazının Bursa’dan İstanbul’a dokuz gün sonra geldiğini, hâlbuki İngilizlerin Bursa ahalisine yardım için derhal iki gemi ekmek ile bir hayli akçe göndermiş olduklarını da on gün sonra İstanbul’a gelen Tahir Ağa vasıtasıyla öğrendiklerini belirtmektedir.
İngilizler Bursa depreminden haberdar olup İngiltere’den Bursa’ya insanî yardım gönderirken Osmanlı yönetiminin, karşıdan baksalar görebilecekleri Bursa’daki faciadan haberdar olmaması Osmanlı’nın merkez teşkilatının içler acısı durumunu ortaya koymuştur. Bursa’dan haberi olmayan bir merkez teşkilatının yakın bir zaman sonra Balkanları kaybetmesi ve yıkılması gayet normal bir durum olmuştur.
Ahmet Cevdet Paşa da “Biz ne vakit gaflet uykusundan uyanacağız, Rusya savaşlarında atılan topların sesleri bizi uyandırmadı, acaba Bursa’nın kudret topları da uyandırmayacak mı, hayır, Hemen Cenab-ı Rabbim bizleri uyarıp ıslah eyleye” diye dua etmektedir.
Aradan yüz yetmiş bir yıl geçmiş olmasına rağmen bugün biz, fon vurgunlarını ve belediyelerin yolsuzlukları konuşuyorsak Ahmet Cevdet Paşa’nın yıllar önce gafletten uyanmak için etmiş olduğu duaya âmin dememizin çok da bir anlamı olmadığını görmüş bulunmaktayız.
Hamamizade İhsan Bey’in Bu hârâb-âbâd mülkün pâsbân- genciyiz/ Bûm-ı meş’ûmuz bu mevhûş yerde zulmet bekleriz (Bu harap olmuş mülkün gece bekçisiyiz, uğursuz baykuş gibi bu vahşi yerlerde karanlıkları beklemekteyiz) beyti duygu hâlimizi yansıtmaktadır.
Geçmişten beri olaylar değişse de gündemimiz değişmemektedir. Bu memleketi sevenler yıllardır memlekete gece bekçiliği yaparken hırsızlar ülkemizi gündüz soymakta, maalesef gafletimiz hâlâ devam etmektedir.