Yaz mevsimi geldiğinde, il dışında yaşayan hemşehrilerimizin bir kısmı sıla-i rahim düşüncesiyle Erzurum’a gelir, dostları ve yakınlarıyla hasret giderir. Bu ziyaretler, yalnızca geçmişle bugün arasında bir köprü kurmakla kalmaz; aynı zamanda insanı çocukluk ve gençlik yıllarının hatıralarına da götürür.
Geçtiğimiz günlerde lise döneminden birkaç arkadaşımla bir araya geldik. Hasret giderirken öğrencilik yıllarımızdan söz ettik, o günlerin hatıralarını taşıyan siyah-beyaz fotoğraflara baktık ve adeta maziye bir yolculuk yaptık.
Okulumuzun önünde ve sınıflarda çekilmiş fotoğraflara bakarken dikkatimizi çeken en önemli hususlardan biri, öğretmen ve öğrencilerin belirli bir kıyafet disiplini içerisinde olmasıydı. Bu görüntüler üzerinden, geçmişteki okul hayatımızla bugün okullarımızda karşılaştığımız öğretmen ve öğrenci profillerini kıyaslama fırsatı bulduk.
O yıllarda öğretmen, öğrencisi için yalnızca bilgi aktaran kişi değil, aynı zamanda önemli bir rol modeldi. Öğrencilerin kıyafetleri belirli kurallar çerçevesinde düzenlenir, giyim kuşamları onların öğrenci kimliğini yansıtırdı. Kıyafet, okul kültürünün ve disiplin anlayışının doğal bir parçası olarak görülürdü.
Son yıllarda ise öğretmen ve öğrenciyi birbirinden ayıran sınırların giderek belirsizleştiğine şahit olduk. Okullarımızda, toplumun ve eğitim anlayışının genel normlarıyla bağdaşmayan bir giyim anlayışının yaygınlaşması, eğitim ortamındaki disiplin ve aidiyet duygusunu da zayıflattı.
Elbette insanın giyim kuşam tercihine saygı göstermek gerekir. Ancak okul, sıradan bir sosyal ortam değildir. Öğretmen, öğrencisinin karşısında yalnızca bilgisi ve becerisiyle değil, davranışları, duruşu ve temsil ettiği meslekle de örnek teşkil eder. Bu nedenle öğretmenin kılık kıyafeti, öğrenciler üzerindeki rol model etkisi bakımından önem taşır.
Öte yandan, marka üzerinden şekillenen bir giyim anlayışının öğrenciler arasında ekonomik farklılıkları görünür hâle getirmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konudur. Giydikleri markalarla öne çıkan öğrenciler ile bu imkâna sahip olmayan öğrenciler arasındaki farkın okul ortamına taşınması, eğitimde fırsat eşitliği ve öğrencilerin psikolojik dünyası açısından sağlıklı bir tablo ortaya koymamaktadır.
Okul önlerinde karşılaştığımız öğrenci profilleri ile toplumun kültürel ve değer yargıları arasında oluşan mesafe, uzun zamandır üzerinde düşünmemiz gereken bir meseleydi. Çünkü okullar yalnızca derslerin okutulduğu binalar değildir.
Okullar, geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın hayata hazırlandıkları, bilgi ve becerilerin yanında toplumsal değerlerin de öğrenildiği önemli eğitim yuvalarıdır. Bu nedenle okul ortamında düzen, disiplin, ölçülülük ve karşılıklı saygı gibi değerlerin korunması büyük önem taşır.
Kültürel kodlarımızda da ifade edildiği üzere, bu mekânlara “edeple gelinmeli, lütufla gidilmelidir.” Eğitim kurumlarında oluşturulacak sağlıklı bir kıyafet düzenlemesinin de bu anlayışın bir parçası olabileceğini düşünüyorum.
Bu bakımdan, yeni kıyafet düzenlemesiyle birlikte başlayacak eğitim-öğretim yılının, okullarımızda düzen, disiplin ve aidiyet duygusunun yeniden güçlenmesine katkı sağlamasını temenni ediyorum.
Yeni eğitim-öğretim yılında bütün öğretmenlerimize ve öğrencilerimize başarılar diliyor; çocuklarımızın yalnızca akademik başarılarıyla değil, ahlakları, davranışları ve topluma kattıkları değerlerle de geleceğe hazırlanmasını diliyorum.