Kooperatifçilik; ülkemizde ne zaman gündeme gelse, hep aynı çelişki üzerinde durulur: Bir yanda Anadolu’nun zengin yardımlaşma ve dayanışma ruhu, diğer tarafta geçmişten hatıralarda yer edinen mağduriyet hikayeleri. Maalesef bugün kooperatifçilik, ekonomik bir model olmaktan ziyade, hak ettiği itibara bir türlü ulaşamamış bir "önyargı mahkumu" olarak karşımızda duruyor. Oysa dünyada devasa tarım birliklerinden teknoloji devlerine, bankacılık sistemlerinden enerji santrallerine kadar kooperatifler küresel ekonominin en güvenilir aktörleri arasında. Peki, bizde neden başarı hikayelerinden çok "sorunlar" konuşuluyor?
Geçmişin Hayaletleri ve Algı Bariyeri
Bu sorunun cevabı, kolektif hafızamızda saklı. Özellikle 1980–2000 yılları arasında, denetimin ve profesyonel yönetimin geri planda kaldığı bazı konut yapı kooperatiflerinde yaşanan zaaflar, yarım kalan hayaller ve suistimal iddiaları toplumda derin bir yara açtı. Medya bu olumsuz örnekleri her fırsatta vitrine taşıyınca, zihinlerde tehlikeli bir denklem kuruldu: “Kooperatif = Risk.”
Einstein’ın ünlü sözü burada da geçerli: Önyargıları kırmak, atomu parçalamaktan daha zor. Bugün bu modelin önündeki en büyük engel ne mevzuat ne de sermayedir; asıl engel, bu kemikleşmiş önyargıdır.
Kurumsallaşmış İmece: Genetiğimizdeki Güç
Aslında kooperatifçilik bize hiç yabancı değil. Anadolu kültürünün genetiğinde yer alan imece, bu modelin en yalın ve samimi halidir. İnsanların tek başına omuzlayamayacağı yükü birlik olup kaldırmasıdır. Kooperatifçilik ise bu kadim geleneğin modern dünyadaki, yani hukuk ve ticaret disipliniyle buluşmuş halidir. Sermayesi sınırlı bireylerin, "ben" yerine "biz" diyerek kurumsal bir kimlik altında devleşmesidir.
Fikir mi Yanlış, Uygulama mı?
Kooperatifler sadece birer iyi niyet topluluğu değil, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’nun sınırlarını çizdiği, hukuk disiplini ve profesyonel yönetim gerektiren ticari teşekküllerdir. Dayanışma ruhu bu yapının yakıtıdır; ancak direksiyonda hukuk ve liyakat yoksa aracın menzile ulaşması imkansızdır.
Kooperatifçilik modeli dünyada başarıyla işliyorsa ve bizim kültürümüzde zaten mevcutsa, uygulamada neden tıkanıyoruz? Sorun gerçekten "birlikte iş yapma" fikrinde mi, yoksa o fikri yönetme biçimimizde mi?
Bu soruların peşine düşerken; bir sonraki bölümde, doğru bir organizasyon ve akılcı bir planlamayla kooperatifçiliğin nasıl bir "yerel kalkınma mucizesine" dönüştüğünü, yaşanmış bir örnek üzerinden inceleyeceğiz.