Şimdi asıl soruya geliyoruz. Türkiye, mevcut konjonktürde kendi menfaatlerini en üst düzeye çıkaracak stratejik pozisyon nedir? Bu soruyu yanıtlamak için önce Türkiye'nin temel çıkarlarını tanımlamak gerekiyor.
Türkiye'nin temel çıkarları şu üç eksende toplanıyor: Birincisi, ekonomik kalkınma ve refah. İkincisi, toprak bütünlüğü ve iç güvenlik. Üçüncüsü, uluslararası alanda söz sahibi olma ve kendi kararlarını büyük güçlerin vesayetinden bağımsız alabilme kapasitesi. Bu üç ekseni eş zamanlı olarak optimize edecek bir strateji mümkün mü? Tarih boyunca Türkiye bunu yapamadı. Ama 2026'nın yapısal koşulları bunu mümkün kılacak en elverişli ortamı sunuyor.
Stratejik Reçete: Beş Eksen
1. Enerji Egemenliğini Stratejik Koz Olarak Kurumsallaştırmak. Türkiye'nin transit rolünü salt ücret geliri olarak değil, fiyatlandırma ve güzergâh kararlarında aktif söz hakkı olarak yeniden tanımlaması gerekiyor. Bunun için boru hattı altyapısında devlet hissesinin artırılması, uluslararası enerji ticaret platformunun Türkiye'de kurulması ve Ceyhan'ın salt bir çıkış noktası değil gerçek bir ticaret merkezi olarak konumlandırılması şart. 2026'da sona eren Rus gaz anlaşması, Türkiye'nin bu dönüşümü hızlandırması için hem fırsat hem de zorunluluk.
2. Çok Yönlü Denge Stratejisini Yapısal Hale Getirmek Ama Kurumsal Çıpayı Korumak. Türkiye'nin hem Batı hem Rusya hem de Çin ile eş zamanlı ilişki kurması stratejik bir tercih değil, coğrafi bir zorunluluk. Bu dengeyi sürdürmek için ise yapısal bir güvenceye ihtiyaç var: NATO üyeliği ve Batı kurumlarıyla organik bağ. Bu çıpa olmaksızın Türkiye, her büyük gücün kendi avlusuna çekmek istediği bir cisim haline gelir. Montrö'yü korumak, AB ile teknik uyumu sürdürmek ve NATO'nun savunma altyapısına katkı vermek bu çıpanın somut göstergeleri.
3. Savunma Sanayiinde Bağımsızlığı Derinleştirmek Ama Seçici Ortaklıkla. Bayraktar başarısı, Türkiye'nin artık sadece müşteri değil üretici olduğunu kanıtladı. Bu dönüşümü derinleştirmek için Batı teknolojisiyle uyumlu ama egemen bir savunma ekosistemi kurmak gerekiyor. Batılı alternatiflerle veya yerli geliştirme yoluyla giderilmeli. Bu tercih hem stratejik özerkliği hem de Batı uyumluluğunu aynı anda koruyor.
4. Suriye Koridorunu ve Orta Doğu Boşluğunu Ekonomiye Çevirmek. Esad'ın düşmesinden doğan Suriye boşluğu, Türkiye'ye güney koridorunu kontrol etme ve Körfez ile doğrudan kara bağlantısı kurma fırsatı sunuyor. Bu fırsat, tarihte ilk kez Türkiye'ye Basra Körfezi'nden Avrupa'ya uzanan kara güzergâhının kuzey halkası üzerinde söz sahibi olma imkânı veriyor. Bu koridoru kalıcı kılmak ve altyapıyı hızla inşa etmek, Türkiye'nin Körfez ile ilişkisini salt siyasi değil, ekonomik temelli bir ortaklığa taşır.
5. IMEC Tehditine Karşı Orta Koridor'u Güçlendirmek. Türkiye'yi atlayan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru bugün için henüz kâğıt üzerinde. Ama hayata geçerse Türkiye'nin transit rolünü kalıcı olarak marjinalleştirme riski taşıyor. Buna karşı en etkili yanıt, Orta Koridor'u (Çin-Orta Asya-Hazar-Azerbaycan-Türkiye-Avrupa) hem kapasitesi hem güvenilirliği hem de rekabetçi maliyetiyle IMEC alternatifi haline getirmek. Türkiye bu koridorun hem üreticisi hem de ana paydaşı. Çin bu koridoru istiyor. Avrupa bu koridora ihtiyaç duyuyor. Türkiye'nin sunması gereken şey bu koridorun kalıcı güvencesi. (Kaynak: E.D, petrolandeco.blogspot.com)
Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), Hindistan'ı Orta Doğu üzerinden Avrupa'ya bağlamayı amaçlayan, demiryolu ve deniz yollarından oluşan devasa bir uluslararası altyapı projesidir. İsrail üzerinden deniz yoluyla (karbon) Avrupa’ya ulaşım hedefleniyor. Türkiye Libya ile deniz yetki alanı antlaşması ile IMEC’i rafa kaldırmıştı!