İnsanın İç Dünyasını İlk Kim Çözmeye Çalıştı?
Bize hep “insan zihni, Batı’da keşfedildi” diye öğretildi.
Freud…
Jung…
Adler…
Ve diğerleri…
Sanki insan ruhunun derinliklerini ilk kez onlar fark etmiş gibi anlatıldı.
Oysa bu topraklarda, Freud’dan asırlar önce insanın iç dünyasını katmanlara ayıran, nefsi, aklı, kalbi ve ruhu birlikte ele alan büyük bir gönül alimi vardı;
Şeyh Ahmet Bican Hz.’leri…
Bugün modern psikolojinin “bilinç katmanları” dediği birçok mesele;
Anadolu irfanında asırlar önce başka bir dille anlatılmıştı.
Freud’un Üç Katmanı
Sigmund Freud, insan zihnini üç temel yapıyla açıklıyordu:
İd, ego, süperego
İd;
dürtüleri temsil ediyordu.
Ego;
benlik duygusu yani kişinin gerçeklikle kurduğu dengeydi.
Süperego ise;
vicdanı ve toplumsal sınırları temsil etmekteydi.
Freud’a göre insanın iç çatışmaları;
bu üç yapı arasındaki gerilimden doğuyordu.
Aslında Freud’un yaptığı şey önemliydi.
Çünkü insanın yalnızca görünen davranışlardan ibaret olmadığını söyledi.
Ama mesele şuydu:
Freud insanın zihnini analiz etti…
Fakat insanın manasını açıklayamadı.
Ahmet Bican’ın İnsan Tasavvuru
14. asırda Gelibolu’da yaşamış bir hekim olan Şeyh Ahmet Bican Hz.’leri ise insanı; nefs, akıl ve kalp üzerinden okuyordu.
Bugün psikolojinin “dürtü (id)” dediğine o “nefs” diyordu.
Bugün “bilişsel denge” veya “ego” dediğimiz şeye “akıl” diyordu.
Bugün “duygusal merkez”, “manevi denge”, “iç huzur” yani genel ifadeyle “vicdan” dediğimiz birçok meseleyi ise “kalp” kavramıyla anlatıyordu.
Yani Freud’un zihinsel katmanlara ayırdığı insan modeli;
Anadolu irfanında çok daha derin bir mana ile ele alınmıştı.
Üstelik Ahmet Bican’ın amacı yalnızca insanı çözmek değildi.
İnsanı olgunlaştırmaktı.
***
Modern psikoloji çoğu zaman insanı çözülmesi gereken bir sistem gibi gördü.
Travmalar…
Bastırılmış dürtüler…
Çocukluk çatışmaları…
Elbette bunların hepsi önemliydi.
Ama Anadolu’nun irfan geleneği başka bir şey söylüyordu:
İnsan yalnızca geçmişinin ürünü değildir.
İnsan…
terbiye olabilir,
değişebilir,
olgunlaşabilir.
Ahmet Bican Hz.’lerinin yaklaşımında insanın merkezinde yalnızca bilinç değil;
ahlak da vardı.
Yalnızca dürtü değil;
edep de vardı.
Yalnızca analiz değil;
hikmet de vardı.
Envarü’l Âşıkîn ve Kalp Hekimliği
Ahmet Bican Hz.’lerinin “Envarü’l Âşıkîn” ve “Acâibü’l Mahlûkat” gibi eserleri; yalnızca dini metinler değil, aynı zamanda insan ruhunu anlamaya çalışan büyük irfan kaynaklarıdır.
Ahmet Bican hz.leri hem hekim hem veli kimliğiyle bugün “psikosomatik hastalıklar” dediğimiz birçok meseleye benzer şekilde; ruhun bozulmasının bedeni etkileyebileceğini anlatıyordu.
Aslında mesele sadece beden de değildi.
Kalp yorulursa
zihin de bulanıyordu.
***
Bugün nöropsikoloji bize şunu söylüyor:
İnsan zihni değişebilir.
Beyin yeniden şekillenebilir.
Duygular bedeni etkileyebilir.
Düşünceler sinir sistemini değiştirebilir.
Aslında Anadolu irfanı bunu asırlar önce başka bir dille ifade etmekteydi.
Ahmet Bican Hz.’leri insanın sadece etten ve kemikten ibaret olmadığını;
kalbin de insan davranışında merkezi bir yere sahip olduğunu söylüyordu.
Belki de modern nöropsikolojinin gerçek öncüleri;
Batı’daki kliniklerde değil,
Anadolu’nun dergahlarında da yetişmişti.