Türk kimliğinin korunması, Türk kültürünün yaşatılması ve Türk dünyası birliği idealini gündemde tutmak için kutlanan 3 Mayıs Türkçülük Günü (keşke adı Türkçülük Günü değil de Türk Günü olsaydı) vesilesiyle soruyorum; neden “Ne Mutlu Türküm Diyene?”
"Ne mutlu Türküm diyene!" ifadesi, bir övünme ve hamasi bir gurur cümlesi değil, uzun süre sessiz kalmış bir milletin, imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde kimlik dönüşümünün ve toplumsal rehabilitasyonunun gereğidir.
Bu söz, Osmanlı döneminde "Türklerin” maruz kaldığı sosyolojik ve siyasi konumlandırmanın karşısında bir aidiyet inşası, görünürlük kazanılması ve kendi kurduğu ülkede, kendi bayrağının altında söz sahibi olabilmesi amacını taşır.
Osmanlı “Cihan Devleti” olma mantığı ile millet bilincinin gelişmesine izin vermemiştir. Bunun yanı sıra, devleti yöneten Osmanlı elitleri, bürokrasi ve özellikle Saray (Osmanlılar) "Türk" kelimesini olumsuz anlamda Anadolu'daki köylü, göçebe ve eğitimsiz halkı tanımlamak için kullanmıştır.
Hal böyle olunca da, Türkler, kendi kurdukları Osmanlı Devleti’nin çatısı altında cepheye sürülen asker, tarla süren çiftçi, vergi veren kaynak olmaktan öteye geçememiş ve devletin kurucu unsuru olmalarına rağmen gerekli değeri görmemiş, yönetimden, kültürel gelişimden ve eğitimden uzak kalmışlardır.
Bu gerçeklerle yüzleşen Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet ise "Ne mutlu Türküm diyene!" sözüyle yüzyıllardır ihmal edilen Türk kimliğini onurlu bir vatandaşlık tanımı olarak “Türk Halkına” geri vermiştir.
Dolayısıyla bu ifade tarihsel bir ihmalin, sessiz kalmış bir milletin yaşadığı boşluğu dolduran, toplumsal birliği sağlayan bir "iade-i itibar" beyanıdır.
Gerçek şudur ki; "Millet" bilinci inşa edilmeden, ne ümmet ne de başka bir aidiyet sağlıklı bir zemine oturabilir.
Tabii ki, bu düşünce Türk olanlar için geçerlidir. “Türküm” diyemedikleri için “Osmanlıyım” ifadesine sığınanlar, eğer gerçeklerden ve tarih bilgisinden uzak değillerse neyi neden reddettiklerini ve hangi tarihsel gerçeğin üzerini örtmeye çalıştıklarını gayet iyi bilmektedirler.
Osmanlı'da özellikle 15. Yüzyıldan itibaren saray bürokrasisi ve elitler tarafından "Türk" kelimesinin "kaba, cahil, isyankâr" anlamında kullanılmasına, Türklere “idraksiz” denmesine rağmen, bizler Osmanlı’nın kimliğimizin parçası olduğu bilinciyle Osmanlı’ya, Cumhuriyet’in değerlerine, bizlere yeniden kazandırdığı onurlu kimliğimize, milli ve dini değerlerimize sahip çıkmalı, Müslüman ve Türk olmanın gururunu yaşamalı ve yaşatmalıyız.
Çünkü "Türküm" demek; sadece bir kökene, bir dine ait olmak değil, yüzyılların sessizliğini bozarak bu toprakların asıl sahibi olduğumuzu tüm dünyaya ilan etmektir.
AHMET BERHAN YILMAZ