Gazetemiz Pusula’da okumuşsunuzdur...
Belki ilk bakışta basit gibi görünüyor, ama aslında toplumsal yapımızın ne kadar yara aldığını gözler önüne seriyor.
Bazı veliler, hakları olmadığı halde çocuklarını belirli okullara kaydettirmek için türlü yollar deniyor...
Ne oluyor peki?
Kapasitenin çok üzerinde öğrenci kabul edilen sınıflar, hem öğretmen hem de öğrenciler için kaosa dönüşüyor. Eğitim kalitesi düşüyor, çocuklarımızın geleceğiyle oynanıyor!
***
Toplumumuzda maalesef adam kayırma, torpil, kayırmacılık öyle sıradan hale gelmiş ki, artık kimse yadırgamıyor!
“Ne var bunda?” diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Sizin çocuğunuz gece gündüz ders çalışıp sınava girdiğinde, hak ettiği puanla gözde bir okula kayıt hakkı kazandığında…
Ve sırf kapasite doldu diye o haktan mahrum bırakıldığında…
Bu nasıl adalet olabilir?
Diğer tarafta hiçbir hakkı olmadığı halde “birilerini devreye sokan” bir veli çocuğunu aynı okula kaydettirebiliyorsa, bu kimin vicdanına sığar?
***
Adalet dediğimiz şey sadece mahkeme salonlarında aranmaz.
Adalet, aslında hayatın her alanında bizi ayakta tutan bir sütundur.
Bir çocuğun hakkını yemek, sadece onun eğitim yolunu değil, belki de geleceğini karartmak demektir.
Belki o çocuk, hak ettiği okulda okusaydı yarın doktor, mühendis, öğretmen ya da bu ülkeye yön veren bir insan olacaktı.Ama bizim “basit ve önemsiz” gördüğümüz torpiller yüzünden hayatı bambaşka bir yöne savrulacak.
O çocuğun hakkını kim verecek?
Bu vebali kim üstlenecek?
***
Haksızlığın en büyüğü, hakkı olmayanın haklıya tercih edilmesi değilmidir?
Unutmayalım; hak, hukuk ve adalet sadece kitaplarda yazan kavramlar değildir.
Onları günlük hayatta yaşatmadığımız sürece, gelecek nesillere bırakacağımız en büyük mirası kaybediyoruz.