Bayramlar; sevinci paylaşmanın, kardeşliği büyütmenin, sofraları çoğaltmanın adıdır. Ama ne yazık ki yıllardır İslam coğrafyasının birçok yerinde bayram sabahları tekbir seslerine sirenler, çocuk kahkahalarına ağıtlar karışıyor.
Gazze’de, Lübnan’da, İran’da, Yemen’de, Doğu Türkistan ve daha sayamadığın birçok Ortadoğu coğrafyasında insanlar bayrama değil hayatta kalma mücadelesine uyanıyor.
İnternette İslam coğrafyalarında bayram üzerine yapılan yorumlara, haberlere ve köşe yazılarına göz gezdirdim. Karşıma çıkan tablo iç acıtıcıydı.
Yaklaşık yirmi yıldır aynı manşetler değişik tarihlerle yeniden yazılmış. Bombalanan şehirler, parçalanan aileler, yetim kalan çocuklar, çaresiz anneler…
Aslında söylenecek sözlerin çoğu çoktan söylenmiş.
İnsanlık, vicdan, adalet, merhamet üzerine binlerce yazı yazılmış.
Liderler konuşmuş, kuruluşlar açıklama yapmış, meydanlarda sloganlar atılmış…
Fakat bütün bu cümlelere rağmen akan kan durmamış, hatta katlanarak devam etmiş.
En acısı da dünyanın bir kısmı bayram sofralarında tatlı ikram ederken, başka bir kısmı çocuklarını kefene sarmış. Hatta saracak kefen bile bulamamış…
Bir tarafta yeni kıyafet heyecanı yaşanırken, diğer tarafta insanlar enkaz altında yakınlarını aramış.
Aynı ümmetin çocukları arasında böylesine derin bir uçurum oluşmuş!
Belki bugün artık en çok ihtiyaç duyulan şey;,sadece konuşmak değil, gerçekten hissedebilmek…
Çünkü insan, bir coğrafyadaki acıyı kendi evinin acısı gibi hissetmediği sürece hiçbir cümle savaşları durdurmaya yetmiyor.
Bayramın gerçek anlamı sadece kendi sevincimizi büyütmek değil, bir mazlumun gözyaşını silebilmektir.
Ve galiba bugün İslam dünyasının en büyük eksikliği de bu…