Doğu ile Batı arasındaki kalkınmışlık farkı yıllardır konuşuluyor ama bir türlü kapanmıyor. Eskiden bu tabloya Güneydoğu’yu da eklerdik. Bugün ise bazı bölgeler mesafe kat ederken, Doğu hala aynı soruların etrafında dönüyor.
Elbette nedenler belli; sert iklim, ulaşım zorlukları, yüksek maliyetler, ham maddeye erişim sorunları…
Bunları artık herkes biliyor. Ama asıl mesele şu: Bütün bu dezavantajlara rağmen burada üretmeye, istihdam sağlamaya çalışan insanlar neden karşılığını alamıyor?
Kimse yanlış anlamasın, bu bir bölgecilik serzenişi değil. Türkiye’nin neresine yatırım yapılırsa yapılsın, bu ülkenin kazancıdır. Ancak her yeni kalkınma hamlesinde Doğu’nun, dolayısıyla Erzurum’un ya hiç yer almaması ya da geri planda kalması ister istemez düşündürüyor.
***
Mega Endüstri Bölgeleri Master Planı açıklandı, 13 ilde dev üretim alanları kurulacak. Türkiye’nin sanayi haritası yeniden çizilecek. Ama Erzurum yok!
Ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Karadeniz için açıkladığı “Yerel Kalkınma Hamlesi” geldi, 18 ili kapsayan, yüz milyonlarca liralık destekleri içeren kapsamlı bir program. Üstelik bu kez klasik teşvik anlayışının ötesine geçilmiş, her ile özel bir ekonomik kimlik çizilmiş, “sen şu alanda büyü” denmiş.
Doğu Karadeniz’de Artvin, Rize ve Trabzon gibi iller, doğa turizmi, su ürünleri ve yerel tarım üzerinden destekleniyor. Orta Karadeniz’de Samsun, Çorum ve Tokat’ta sanayi öne çıkıyor; otomotiv yan sanayi, makine ve savunma bileşenleri gibi yüksek katma değerli üretim hedefleniyor. Batı Karadeniz’de ise Zonguldak, Karabük ve Bartın hattında çelik, metal ve orman ürünleri gibi ağır sanayi güçlendiriliyor.
Bununla da sınırlı değil, programın en dikkat çekici yönü, her ilin kendi potansiyeline göre niş alanlara yönlendirilmesi. Ordu’da arıcılık ve yaşlı bakım merkezleri, Amasya’da jeotermal seracılık, Bayburt’ta kış turizmi ve doğal taş, Sinop’ta ise büyük ölçekli turizm yatırımları öne çıkarılıyor.
Üstelik bu sadece bir niyet beyanı değil. Proje başına 300 milyon liraya kadar nakdi destek, vergi indirimi, sigorta prim teşvikleri ve yatırım yeri tahsisi gibi güçlü araçlar da devrede.
Kısacası ortada sadece bir teşvik paketi değil, şehirlerin ekonomik geleceğini şekillendiren net bir vizyon var.
***
Peki Erzurum?
Yine yok!
Oysa bu şehir her yıl binlerce insanını göçe veriyor. Gençler ile birlikte umutlar gidiyor. Ve bu göçü tersine çevirecek güçlü, somut bir yol haritası hala ortada yok.
Burada kolaycılığa kaçıp suçu sadece siyasetçilere yüklemek de doğru değil. Milletvekillerini eleştirmek meseleyi çözmüyor. Çünkü bu iş sadece siyasetle yürümüyor. Güçlü bir iş dünyası, etkili bir kamuoyu ve sağlam bir şehir vizyonu da gerektiriyor.
Ama bizde ne var?
Kentin önemli makamlarında oturup şehre yön verecek projeler üretmek yerine günü kurtaran anlayışlar…
Kaynakları tartışmalı alanlara yönlendiren kurumlar…
Ve en önemlisi, ortak hedef etrafında birleşemeyen bir şehir refleksi…
Hal böyle olunca Erzurum sadece izleyen, bekleyen bir şehir oluyor. Bu konular ilk kez yazılmıyor. Defalarca dile getirildi. Ama bugüne kadar çıkıp da “şu adımları atıyoruz” diyen, somut bir yol haritası ortaya koyan kimse olmadı.
Elbette haksızlık etmeyelim. Erzurum son yıllarda ciddi kamu yatırımları aldı. Ama mesele sadece yatırım almak değil, üretmek, katma değer oluşturmak, kendi ekonomik gücünü kurabilmek.
Bugün diğer bölgelere bakıyoruz plan var, hedef var, sektör var. Erzurum için ise hala net bir yön çizilmiş değil. O yüzden insan sormadan edemiyor;
Doğu ve Erzurum için ayrı bir plan mı var, yoksa biz gerçekten sadece bekleyen şehir olmaya mı mahkümuz?
Cevap verilmediği sürece bu sorular daha çok sorulacak gibi görünüyor.