Ak Parti Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta, bir açıklamasında "doğum hızının düşmesini sadece ekonomik gerekçelere bağlamak çok sığ bir bakış açısı. Ekonomiye bağlı olsaydı, sosyoekonomik düzeyi gelişmiş ülkelerde çocuk sayısı fazla olurdu" şeklinde açıklamalarda bulundu.
Öncelikle Sayın Vekilin Sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerde doğum oranının hep düşük olduğunu, 1 ya da 2 çocuk yaptıklarını bilmemesine imkan yoktur. Çünkü geçmişten günümüze ülkemizde de durum farklı değildi! Gelir düzeyi yüksek veya makam olarak iyi mevki sahipleri en fazla 2 çocuklu aile, genelde gelir düzeyi çokta iyi olmayanların ise fazla çocukları olurdu.
Buraya kadar Sayın Usta'nın söyledikleri ile bağlantı kurulduğu düşünülebilir. Ancak gerçekler oldukça farklı bir şekilde ya görmemezlikten geliniyor ya da halkın çektiği sıkıntılardan ciddi şekilde haberleri yoktur.
Aslında ortada karmaşık olmayan bir durum var ve çetrefilli açıklamalara gerek yoktur. Birincisi baba tek gelir kaynağı ile bırakın fazla çocuk bakmayı evin giderlerini bile zor karşıladığından aileler karı koca çalışmak zorunda kaldığı için az çocuk ile yetiniyorlar. Ailelere, ev hanımlarının iş hayatına girmeyeceği bir gelir düzeyi sunmadıkça ve örnekler, izinler hep memur kesimi üzerinden verildikçe doğum oranı yükselmeyecek, hatta düşmeye devam edecektir.
İkinci olarak fazla uzağa gitmeden Erzurum'da yaşanan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Evin kocası dükkanda çalışırken saat 22:00 gibi çocuklar babalarını, "baba korkuyoruz annem evde yoktur," diye arıyorlar. Baba, apar topar eve gelerek "anneniz nerede?" diye soruyor. Çocuklar, "dışarı çıktı, daha gelmedi" diye cevap veriyor. Evin hanımı gece 01:00 gibi eve geliyor, koca "neredeydin" diye soruyor, evin hanımı "işim vardı" diye cevap veriyor. Bu cevaba karşı koca kapıyı kapatıyor ve içeri almıyor. Evin hanımı polisi arıyor ve "kocam beni dövdü dışarı attı" diye ifade veriyor. Sonrası mı! Çocuklar "babam annemi dövmedi" diye ısrar etse de evin kocası evden 1 ay uzaklaştırma alıyor... Evin hanımı her akşam dışarı bu şekilde çıkarak çocukları yalnız bırakıyormuş. Baba artık eve gidemiyor ve çocuklar yalnız, korku içinde akşamları geçirecekler. Şimdi soruyorum sizlere, bu düzeyde ilerleyen ailelerin yürüme ya da fazla çocuk yapma ihtimalleri var mı? İşte ekonomiden sonra boşanmaların ana unsurlarından biri de taraflara sunulan bazı güvenceler nedeniyle aile yapısının ciddiye alınmamasıdır.
Üçüncü olarak her daim belirttiğim gibi ev hanımı çalışmasa dahi komşusunda, görümcesinde ne varsa aynısını istiyor. Bizim annelerimizin çektiği maddi sıkıntıları artık günümüz ev hanımları çekmek istemiyorlar. Sokak röportajlarında izlemişsinizdir. Sorulan sorularda genç kızlar, evleneceği eşinin aylık gelirinin 150 bin liradan aşağı olmasını istemiyorlar. Çocuklar keza öyle... Arkadaşında ne görüyorsa aynısını babasından istiyor. Okul harçlığı, kıyafet, telefon derken evin babası mecburi olarak evin hanımına da iş aramak zorunda kalıyor.
Sonuç olarak sorunların ana nedeni dönüp dolaşıp ekonomiye bağlanıyor. Bu tarz açıklamaları oturdukları koltuklardan yapanlar; bakım maliyetleri, eğitim masrafları, kira giderleri, gıda fiyatlarından haberleri olmadıkları, çarşıya pazara inmedikleri için çok rahat yapabiliyorlar. Ve bizleri yönetenler, bu gerçekleri ya görmüyorlar ya da görmemezlikten geliyorlar. Kısaca, sosyal yaşam ve ekonomik kalkınma kapsayıcı bir şekilde paylaşılmadığı sürece tüm söylemler, teşvikler başarısız olacak, doğurganlık hızında bu günler bile aranır hale gelecektir.