Erzurum’un sırlı, nakışlı küplerini araştırarak yeniden üreten ekip, çalışmalarını sürdürdüğü Baltahane’nin restorasyon sürecinde uygun bir mekân sağlanmasını istiyor. Yılların emeğiyle canlandırılan geleneğin devamı, toprağın ihtiyaç duyduğu koşullara sahip bir çalışma alanının bulunmasına bağlı.
Erzuru
m’da toprağa verilen şekil, küplerin üzerine işlenen nakışlarla bir kültürün hafızasına dönüşüyor. Ali Akmehmetoğlu, Cem Akmehmetoğlu, Emre Mavizer ve Doğan Öztaşyonar’ın araştırmaları ve emekleriyle yeniden hayat bulan sırlı, nakışlı Erzurum küpleri; geçmişin üretim bilgisini, inanışlarını ve insan ilişkilerini bugüne taşıyor.
Bu yolculukta ekibin en önemli kaynaklarından biri, Emre Mavizer’in babaannesi olmuş. Ondan ve çevrelerindeki büyüklerden dinlediklerini bir araya getiren ekip, eski örnekleri inceleyip denemeler yaparak üretimin inceliklerini öğrenmiş. Nuh Akmehmetoğlu da çalışmalara maddi destek ve akademik kaynak katkısı sunmuş. Araştırmayla uygulamayı buluşturan ekip, karşılaştığı güçlükleri deneyerek ve tecrübe ederek aşmış.
Emre Mavizer, Erzurum küpünün uluslararası alanda da tanındığını, Marsilya küpüyle birlikte önemli örnekler arasında yer aldığını belirtiyor. Ancak bu küpleri özel kılan, biçimleri ve renkleri kadar üzerlerinde taşıdıkları kültürel anlamlar.
Ekibin derlediği anlatılara göre küplerin üzerinde nazarlık, kısmet ve komşulukla ilişkilendirilen motifler bulunuyor. Gelinlik çağındaki genç kızları, nişanlı kızları anlatan desenlerin yanı sıra “usta motifleri” olarak adlandırılan işlemeler de bu zenginliğin parçasını oluşturuyor. Böylece her küp, onu yapan ellerden ve ait olduğu hayattan izler taşıyor.
Bazı küplerin iki yüzünün farklı süslenmesi ise geçmişteki ev hayatına dair dikkat çekici bir ayrıntı sunuyor. Bir yüzü daha sade bırakılırken diğer yüzü gösterişli nakışlarla bezeniyor. Aktarılan inanışa göre nazarından çekinilen bir misafir geldiğinde küpün sade tarafı çevriliyor; yakınların, sevilen ve aileden sayılan insanların bulunduğu ortamlarda ise işlemeli yüzü gösteriliyor. Küpün ev içindeki duruşu bile insan ilişkilerinin sessiz bir ifadesine dönüşüyor.
Ekibin üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan biri de özgün üretim bilgisinin korunması. Kına veya boyayla sonradan yapılan süslemeleri geleneksel uygulamalardan ayırt edebildiklerini belirten üreticiler, toprağın, biçimin ve nakışın kendilerine önemli ipuçları verdiğini anlatıyor. Onlara göre bir küpü tanımak, hangi yöreye ait olduğunu anlayabilmek, uzun süre bakmayı ve öğrenmeyi gerektiriyor.
Bu uğraşın temelinde ise sabır var. Her toprak küp olmuyor; hamurun hazırlanması, dinlenmesi, kıvamını bulması ve şekillendirilmesi zaman istiyor. Daha çabuk kurusun diye güneşe çıkarılan küpler çatlayabiliyor. Üretimi hızlandırmak için acele ettiklerinde yaşadıkları kayıplar, ekibe toprağın kendi zamanına uyum sağlamayı öğretmiş.
Emre Mavizer ve Ali Akmehmetoğlu’nun anlattıkları, zaman zaman bir zanaat sohbetinden hayat üzerine düşünmeye uzanıyor. Toprağın insanı terbiye ettiğini, aceleyi ve iç dünyadaki gürültüyü yapılan işe yansıttığını söylüyorlar. Küplerin çatlamasını, insanın kendi telaşıyla yüzleşmesine benzetiyorlar. Toprakla kurdukları bu ilişki, Yunus Emre’nin sabrı ve insanın kendini tanımasını hatırlatan düşüncelerini çağrıştırıyor. Atölye, üretimin yanında bu sohbetlerle de ziyaret edilmeyi hak ediyor.
Ancak bütün bu emeğin devamı için somut bir ihtiyaç var: Uygun bir mekân.
Tarihî Komesli Hanı, bilinen adıyla Baltahane; taş duvarları, doğrudan güneş almayan bölümleri ve nemli ortamıyla ekibe ihtiyaç duyduğu çalışma koşullarını sağlıyor. Üreticiler, küplerin çatlamadan kuruyabilmesi için bu ortamın belirleyici olduğunu vurguluyor. Bu nedenle herhangi bir dükkâna taşınmak, üretimin aynı şekilde sürdürülebileceği anlamına gelmiyor.
Hanın restorasyonu gündeme gelirken ekip, çalışmalarına nerede devam edeceğinin belirsizliğini yaşıyor. Uygun koşullar sağlanamazsa önümüzdeki yaz üretimi tamamen durdurmak zorunda kalabileceklerini ifade ediyorlar. Beklentileri, restorasyon süresince üretim ve pişirme ihtiyaçlarına uygun bir çalışma alanı sağlanması ve sonrasında da bu geleneği yaşatabilecekleri imkânların oluşturulması.
Şehrine aidiyet duyarak araştıran, öğrenen ve elini toprağa koyan bu insanların çabası, Erzurum’un kültür mirasına sahip çıkmanın somut bir örneğini oluşturuyor. Şimdi bu emeğin devam edebilmesi için şehrin yöneticilerinin desteğine ihtiyaç var. Başta Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mehmet Sekmen olmak üzere ilgili kurumlara yöneltilen çağrı açık: Yılların araştırmasıyla yeniden hayat bulan bu geleneğe bir çalışma alanı sağlansın, Erzurum’un nakışlı küpleri yeniden sessizliğe gömülmesin.