Erzurum’un yaklaşık 7 bin yıllık geçmişine ışık tutan Aziziye ilçesindeki Pulur Höyük’te kazı çalışmaları tüm heyecanıyla sürüyor. Bugün Erzurum’un en eski yerleşimlerinden biri olarak kabul edilen Pulur Höyük, yalnızca arkeoloji dünyası için değil, bu şehrin kültürel hafızasını anlamak isteyen herkes için büyük bir değer taşıyor.
Kazı çalışmalarının başında ise Erzurum’da aktif kazı yürüten tek kadın arkeolog olan Doç. Dr. Rabia Akarsu bulunuyor. Bilimsel disiplini, titiz çalışmaları ve ekibine kattığı motivasyonla yürütülen kazılar, her geçen gün Erzurum’un binlerce yıllık geçmişine dair yeni ipuçları ortaya çıkarıyor.

Kazının en dikkat çekici yönlerinden biri ise yalnızca bilimsel başarıları değil aynı zamanda dayanışma ruhu. Doç. Dr. Rabia Akarsu’nun eşi Selçuk Akarsu da hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen kazılara gönüllü olarak destek veriyor. Aynı ideal uğruna omuz omuza çalışan bu çifti görmek, bilimin yalnızca akademik bir uğraş değil aynı zamanda ortak bir yaşam biçimi olduğunu da gösteriyor. Allah muhabbetlerini ve emeklerini daim etsin.

Kazı Başkan Yardımcısı, Atatürk Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Dr. Sefa Kömesli ile Sanat Tarihi Kulübü’nün gönüllü öğrencileri de çalışmaların önemli bir parçası. Gençlerin, binlerce yıllık geçmişi gün yüzüne çıkarmak için sıcak altında büyük bir özveriyle çalışmaları geleceğe dair umut veriyor.
Bu yıl kazıda ortaya çıkarılan ata tohumları ise ayrı bir heyecan oluşturmuş durumda. Bu önemli buluntuların bilimsel incelemelerini yapmak üzere Giresun’dan Arkeobotanik Uzmanı Dilek Saraç da ekibe katılmış durumda. Yapılacak analizler, yalnızca dönemin tarım kültürünü değil Erzurum’un binlerce yıl önceki yaşam biçimine dair de önemli bilgiler sunacak.

Kazı alanında dikkatimi çeken isimlerden biri de arkadaşım Sedat Ökten oldu. Onu büyük bir titizlik ve sabırla çalışırken izlediğimde aklımdan tek bir cümle geçti: “Bilim aşkı işte tam da böyle bir şey.” Çünkü arkeoloji yalnızca toprak kazmak değildir; sabır, emek, disiplin ve geçmişe duyulan saygının birleşimidir.
Pulur Höyük’te yürütülen çalışmalar bize bir kez daha gösteriyor ki Erzurum’un tarihi, yalnızca Selçuklu ya da Osmanlı ile başlamıyor. Bu toprakların hafızası çok daha derinlere uzanıyor. Her yeni buluntu, geçmişle bugün arasında kurulan güçlü bir köprüye dönüşüyor.

Erzurum’un bu eşsiz mirasını yerinde görmek isteyen herkese Pulur Höyük’ü ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü bazen bir höyük, bir şehrin binlerce yıllık hikâyesini sessizce anlatır; onu dinlemek ise bize düşer.