Erzurum’un toprağından çıkarılan Oltu taşı, yıllardır ustaların elinde tespihlere, yüzüklere, kolyelere ve birbirinden güzel süs eşyalarına dönüşüyor. Şehrin en önemli kültürel simgelerinden biri olan bu kıymetli taş, şimdi de Mehmet Kotan’ın çalışmasıyla ebru sanatının renkli dünyasına taşındı.
Oltu ve Olur yöresindeki büyüklerimizin “siyah kehribar” diye adlandırdığı Oltu taşı; derin siyah rengi, parlak görünümü ve işlenmeye elverişli yapısıyla dikkat çekiyor. Reçineli ağaçların fosilleşmesiyle oluşan organik kökenli taş, ocaktan çıkarıldığında daha yumuşak olduğu için kolayca şekillendirilebiliyor. Hava ile temas ettikçe sertleşen Oltu taşı, cilalandığında kendine özgü parlaklığına kavuşuyor.
Kehribarın hafifliği, sıcak dokusu ve doğal parlaklığı, onu yüzyıllardır takı ve tespih yapımında değerli kılıyor. Oltu taşına “siyah kehribar” denilmesi de yöre insanının bu taşa duyduğu sevginin güzel bir ifadesi. Oltu taşı yalnızca bir süs malzemesi değil ocaklarda çalışanların emeğini, Taşhan’daki ustaların maharetini ve kuşaktan kuşağa aktarılan köklü bir geleneği temsil ediyor.
59 yaşındaki Erzurumlu ebru sanatçısı Mehmet Kotan, Oltu taşını ebru sanatıyla buluşturarak özgün bir çalışmaya imza attı. Bir yandan kendi elektrik dükkânını işleten Kotan, diğer yandan atölyesinde ebru çalışmalarını sürdürüyor. İlk, orta ve lise eğitiminin yanı sıra yüksekokul öğrenimini de Erzurum’da tamamlayan Kotan, doğup büyüdüğü şehrin değerlerini sanatına yansıtmayı önemsiyor.
Oltu taşının koyu ve asil görünümü, Kotan’ın çalışmasında ebrunun canlı renkleriyle birleşiyor. Toprağın derinliklerinden çıkarılan siyah kehribar, suyun üzerinde açılan desenlere hem güçlü bir zemin hem de Erzurum’a ait özel bir anlam kazandırıyor. Yıllardır takılara zarafet, tespihlere değer katan Oltu taşı, böylece ebru sanatına da renk katıyor.
Bu yönüyle çalışma, Erzurum’un geleneksel değerlerini korurken onları yeni sanat alanlarıyla buluşturmanın ve genç kuşaklara farklı bir anlatımla aktarmanın önemini bugün de açıkça ortaya koyuyor.
Mehmet Kotan’ın çalışmaları yalnızca bununla da sınırlı değil. Alim Akca Beyefendi’nin “Beni Göremezsin” adlı eserinin kapak fotoğrafında da Kotan’ın kendi ebrusu yer alıyor. Oltu taşı altyapısı üzerine hazırlanan gül motifi, siyahın asaleti ile gülün zarafetini aynı çalışmada buluşturuyor. Bu kapak, Oltu taşının farklı sanat alanlarında nasıl güçlü bir anlatım unsuruna dönüşebileceğinin de güzel bir örneği.
Bu özel çalışmaları görürken Mehmet Kotan’ın kıymetli eşi Nurten Hanım’ın misafirperverliğini de unutmamak gerekir. Tam bir Erzurum hanımefendisi olan eşi, bizleri hazırladığı kekler ve çaylarla ağırladı. Samimi sohbeti ve güzel ikramları için kendisine gönülden teşekkür ediyorum. Eşlerin birbirinin emeğine destek olması, hayatı ve üretimi birlikte güzelleştirmesi gerçekten örnek alınacak bir dayanışma.
Evli ve iki oğul babası olan Mehmet Kotan, yazmayı, düşünmeyi ve üretmeyi seviyor. Sanat yolculuğunun devam ettiğini ise şu sözlerle anlatıyor:
“Henüz tamamlanmış bir hikâye değilim. Çünkü insan, nefes aldığı sürece kendisini yeniden yazmaya devam ediyor.”