Bugün sizi Tunceli’ye götüreceğim.
Bir gezi ekibiyle çıktığımız bu yolculukta Pülümür Vadisi’ni, Munzur Vadisi’ni gezdik; suyun ve doğanın tadını çıkardık, yöresel yemekler denedik. Yol boyunca Alparslan Kotan’ın Erzurum Armağanı kitabı yine didik didik edildi, güzel projeler konuşuldu. İnşallah en kısa zamanda bu projelerden birini de sizlerle paylaşacağım.
“Tunceli’de ne yaptınız?” derseniz; bol bol suya girdik, yüzdük, Düzgün Baba’ya çıktık. Fırat Kalkınma Ajansı’nın destekleriyle ve halkın hayırlarıyla ortaya çıkan güzellikleri yerinde gördük.
Fakat benim bu seyahatte asıl dikkatimi çeken şehri için dertlenen insanlar oldu. Her şeyi olduğu gibi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Erzurum Ticaret Borsası Başkanımız Sayın Hakan Oral’ın vesilesiyle Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Hasan Hüseyin Coşkun ile tanıştık.

Daha oturur oturmaz onun şehri için ne kadar dertli olduğunu gördüm. Elazığ’da 3–4 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenecek Turizm Çalıştayı’nda Tunceli Ticaret Odası’nın kurumsal olarak neden yer almadığını sorguluyor, telefonlar açıyor, meseleyi çözmeye çalışıyordu. Sonradan yaşanan bir iletişim kazası nedeniyle konunun öneminin tam anlaşılamadığını öğrenince, biraz önce sitem ettiği kişiyi yeniden arayıp “Kusura bakma” demesi ise ayrıca dikkatimi çekti.
Herkes bunu yapamaz. Bir yöneticinin gerektiğinde sitem edip gerektiğinde özür dileyebilmesi bence çok kıymetli.
Mesele çözülür çözülmez bu kez Tunceli İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın İsmail Kaya’yı aradı. Çalıştay’ın önemi, bölgesel turizm rotaları, şehirlerin birbirine bağlanması ve kurumların nasıl hareket edebileceği üzerine konuşuldu. Hasan Bey önündeki evrakları toparladı ve birlikte Kültür ve Turizm Müdürlüğüne geçtik.
Benim içimden ise sürekli aynı cümle geçiyordu:
“Allah’ım, demek ki hâlâ şehri için gerçekten dertlenen insanlar var.”

Aslen Şanlıurfalı olan Tunceli İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın İsmail Kaya ile tanışınca bu düşüncem daha da güçlendi. Sohbet sırasında Türkiye’nin önde gelen et ustalarından Cüneyt Asan ile konuştuklarını duydum. Ardından görüntülü arayıp bizi de görüştürdüler. Cüneyt Asan’ın beni görünce, “Kız, senin orada ne işin var? Aferin sana!” demesi ise günün tebessüm ettiren güzel anlarından biri oldu.
İsmail Bey’in şehre hâkimiyeti, tanıtım için gösterdiği çaba ve gece gündüz demeden çalışması beni etkiledi. En önemlisi de bir zamanlar Erzurum’da eski Kültür Müdürümüz Cemal Almaz’da gördüğüm bir özelliği onda da gördüm: “Bu benim görev alanım değil” demeden insanların derdiyle dertlenmek…
Köy yolundan okul ihtiyacına kadar vatandaşın ilettiği meseleleri ilgili bürokratlara aktarması benim için çok kıymetliydi.
Sohbet sırasında Tunceli’de turizm adına çalışan isimlerin bir araya getirilmesi gerektiği konuşuldu. İsmail Bey hemen telefonlara sarıldı, cuma günü için bir buluşma planladı. “Bunu Sayın Valimize arz etmeliyiz, bir şeyler yapmalıyız” denilmesi; özel kalemden ilgili kurumlara kadar herkesin harekete geçmesi, dışarıdan bakan biri olarak beni gerçekten mutlu etti.
Tunceli Valisi Sayın Şefik Aygöl’ün de turizme ve şehrin doğal-kültürel değerlerinin tanıtılmasına verdiği önemin sahadaki bu hareketliliğe yansıdığını görmek ayrıca kıymetliydi.

Güzellikler bununla da sınırlı kalmadı.
İsmail Bey’in daha sonra iki misafiri geldi: fotoğrafçı ve doğasever İsmail Ateş ile İlhan Abay. Onlarla Tunceli’nin doğal güzelliklerini, yeni destinasyonları, doğanın korunmasını ve gelecek nesillere temiz bırakılması gerektiğini uzun uzun konuştuk.
Tunceli’de gerçekleştirilen festivallerde emeği geçen insanların görülmesi ve Tunceli Valisi Sayın Şefik Aygöl tarafından kendileri için teşekkür belgeleri hazırlanarak Kültür Müdürlüğü eliyle tek tek takdim edilmesi de beni ayrıca etkiledi. Çünkü emek görülürse insan daha büyük bir şevkle çalışıyor.

Günün bir başka güzel karşılaşması ise kadın girişimci Semra Yeşil oldu.
Kendisi kimyager. “Jil “markasıyla yaklaşık dokuz yıldır Tunceli’nin endemik bitkilerinden sabun, koku, sirke ve farklı doğal ürünler üretiyor. İşletmesine girdiğimde en çok dikkatimi çeken ise Âşık Reyhanî’nin “Belki derdimize çare bir çiçek” dizesinin geleneksel motif ve nakışlarla duvara işlenmiş olmasıydı.
Bu gezi bana Erzurum, Erzincan, Tunceli, Bingöl, Bitlis, Van, Kars ve Iğdır gibi şehirleri birbirine bağlayacak bölgesel turizm destinasyonlarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bir şehir tek başına değil çevresindeki şehirlerle birlikte güçleniyor.
Bu güzel projenin ortaya çıkmasına öncülük eden ve benim de bir ucundan katkı sunmama vesile olan Erzurum Ticaret Borsası Başkanımız Sayın Hakan Oral’a gönülden teşekkür ediyorum.
Şehirler için dertlenen, üreten, bir araya getiren insanların sayısı arttıkça Doğu Anadolu’nun anlatacak daha çok hikâyesi, keşfedilecek daha çok rotası olacak.
Ben de gördüklerimi, duyduklarımı ve hissettiklerimi olduğu gibi size emanet etmeye devam edeceğim.
