Geçtiğimiz hafta bu sütunlarda Erzurum için hızlı trenin ne anlama geldiğini, bir ulaşım hattından çok daha fazlası olduğunu ifade etmiştik. Mesele yalnızca rayların döşenmesi değil; o rayların bizi nereye bağladığıdır. İşte bugün o sorunun cevabını daha net açıklamamız gerekiyor: Erzurum yönünü sadece batıya değil, kararlılıkla doğuya da çevirmelidir.
Uzun yıllardır zihinsel haritamız batıya odaklı çizildi. Ekonomik akış, yatırım beklentisi, ticaret yönelimi hep aynı istikameti işaret etti. Ancak dünya değişiyor. Küresel dengeler yer değiştiriyor. Yeni ticaret yolları, yeni ekonomik merkezler, yeni iş birlikleri doğunun kapılarını yeniden aralıyor. Erzurum ise bu değişimin tam eşiğinde duruyor; fakat henüz o kapıdan içeri girmiş değil.
Oysa coğrafya bize çok açık bir şey söylüyor: Erzurum bir sınır şehri değil, bir geçiş şehridir. Azerbaycan’a açılan kapının hemen ardında, İran’ın güçlü pazarlarının yanı başında yer alan bu şehir, doğru bir stratejiyle Kafkasya ve Orta Asya ile Anadolu arasında gerçek bir köprü olabilir. Bu yalnızca romantik bir tarih anlatısı değil; bugünün ekonomik gerçekliğidir.
Doğu ile kurulacak güçlü ticari bağlar, Erzurum’un ekonomik damarlarını yeniden canlandıracaktır. Lojistik merkezler kurulabilir, sınır ticareti genişletilebilir, bölgesel ihracat üsleri oluşturulabilir. Erzurum’da üretilen bir ürünün Bakü’ye, Tebriz’e, hatta daha ötesine hızlı ve düşük maliyetle ulaşabilmesi, şehirde üretim iştahını da artıracaktır. Çünkü üretim, ancak pazar varsa anlam kazanır.
Bu noktada hızlı tren hattının doğuya uzanması, bir vizyon meselesidir. Sadece iç hatlarla sınırlı kalan bir ulaşım ağı, Erzurum’un potansiyelini yarım bırakır. Oysa Azerbaycan bağlantılı bir hat, Türkiye’yi Hazar üzerinden Orta Asya’ya bağlayan yeni bir ticaret aksı meydana getirir. İran hattı ise hem enerji hem de ticaret açısından bambaşka bir derinlik kazandırır. Diplomatik zemin uygun olduğunda Ermenistan üzerinden açılacak bir hat ise bölgesel barışa katkı sunan ekonomik bir köprüye dönüşebilir.
Fakat şunu açıkça ifade edelim: Bu dönüşüm sadece altyapıyla olmaz. Asıl dönüşmesi gereken zihniyettir. Erzurum’un artık kendini merkezin uzağında bir şehir gibi görme alışkanlığını terk etmesi gerekir. Bu şehir, doğunun kenarında değil; doğunun merkezinde durmaktadır. Bunu fark ettiğimiz an, bakış açımız değişecek; bakış açımız değiştiğinde ise adımlarımız hızlanacaktır.
Siyasetçi bu vizyonu savunmalı, bürokrat bu hedefe uygun planlar geliştirmeli, iş dünyası risk almaktan çekinmemeli, üniversiteler bölgesel iş birliklerine yönelmeli, medya ise bu fikri diri tutmalıdır. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü yerinde sayan şehirler, zamanla geriye düşer.
Erzurum’un hikâyesi yeniden yazılacaksa, bu hikâye doğuya açılan kapılarla yazılacaktır.
Batıya bakarak büyümeye çalışan bir şehir, artık yüzünü doğuya dönerek güçlenmelidir.
Unutmayalım:
Yönünü doğru belirleyen şehirler, kaderini de yeniden yazar.