“Görgülü kuşlar, gördüğünü işler.”
Bu sözü Umudum Köyü’nden Sadıka Karadabağ çok söylermiş. Ayşe arkadaşımın annesi… Ne kadar derin ne kadar Anadolu kokan bir söz. İlk bakışta sade bir cümle gibi durur fakat biraz düşününce içinde bir milletin görgüsünü, terbiyesini, sanat anlayışını ve hafızasını taşır. Çünkü Anadolu insanı gördüğünü yalnızca bakıp geçmez; onu işler, nakşeder, dile getirir, türküsüne katar, oyasına döker, halısına dokur, taşına kazır, fotoğrafına saklar.
Anadolu’da sanat çoğu zaman büyük salonlarda değil evlerin avlularında, sandıkların içinde, ninelerin ellerinde, dedelerin hatıralarında doğar. Bir oyanın kıvrımında sabır vardır, bir kilimin deseninde dua, bir taş yapının gölgesinde tarih, bir fotoğraf karesinde ise bazen koca bir ömür saklıdır. Bizim coğrafyamızda sanat, yalnızca güzeli üretmek değildir; yaşanmışı korumak, hissedileni aktarmak, unutulacak olanı geleceğe emanet etmektir.

Erzurum da bu anlamda yalnızca bir şehir değil başlı başına bir hafızadır. Kışın beyazlığı, taşın vakarı, minarelerin duası, çarşıların sesi, tandır ekmeğinin kokusu, Palandöken’in heybeti, mahalle aralarındaki çocuk neşesi ve insanının gönül genişliğiyle Erzurum; bakmasını bilene her köşesinde bir hikâye anlatır. Bazen bir kapı tokmağı, bazen eski bir konak penceresi, bazen kar altında kalmış bir sokak, bazen de yıllardır sandıkta saklanan solgun bir fotoğraf bize geçmişten seslenir.
İşte tam da bu noktada Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı kıymetli bir hafıza çalışmasına imza atıyor: “25 Fotoğraf 25 Hikâye.” Bu proje, Erzurum’a ait anlam taşıyan, duygu barındıran ve bir hikâyesi olan fotoğrafları bir araya getirerek şehrimizin belleğinde iz bırakacak özel bir kitap hazırlamayı amaçlıyor.
Bu çalışma sadece bir fotoğraf seçkisi değil; Erzurum’un görsel hafızasına düşülen zarif bir nottur. Çünkü her fotoğraf, çekildiği anın ötesinde bir tanıklık taşır. Bir düğün karesinde aile bağlarımızı, bir sokak görüntüsünde kaybolan mahalle kültürümüzü, bir kış fotoğrafında şehrin sabrını, bir insan portresinde Erzurum’un yüzünü görürüz. Fotoğraf bazen susar ama çok şey anlatır; bazen tek bir kare, sayfalar dolusu cümleden daha derin konuşur.
Projeye katılmak isteyenler, Erzurum’u anlatan bir anıya, bir duyguya ya da bir tanıklığa sahip fotoğraflarını kısa hikâyeleriyle birlikte paylaşabilecekler. Her fotoğraf için çekim yılı, çekim mekânı ve 5-10 cümlelik bir hikâye metni isteniyor. Gönderilen başvurular arasından seçilecek 25 fotoğraf, hazırlanacak özel kitapta yer alacak. Böylece belki de yıllardır bir albüm arasında saklanan bir kare, Erzurum’un ortak hafızasında kalıcı bir iz bırakacak.
Bu davet aslında hepimizedir. Çünkü şehir dediğimiz şey sadece caddelerden, binalardan ve meydanlardan ibaret değildir. Şehir; hatırlayan insanlarla yaşar. Anlatılan hatıralarla derinleşir. Paylaşılan fotoğraflarla çoğalır. Birinin çocukluk sokağı, diğerinin gençlik hatırası,bir annenin sandığında sakladığı fotoğraf, bir dedenin yıllar önce çekilmiş siyah beyaz karesi, bu şehrin hikâyesinin eksik parçası olabilir.
Sadıka Karadabağ’ın dilinden dökülen o güzel sözde olduğu gibi:
Görgülü kuşlar, gördüğünü işler.
Biz de gördüğümüz Erzurum’u, yaşadığımız Erzurum’u, içimizde taşıdığımız Erzurum’u işlemeliyiz. Kimi zaman kalemle, kimi zaman fotoğrafla, kimi zaman bir hatırayı paylaşarak…
Erzurum’un hikâyesine katkı sunmak isteyen herkesi bu anlamlı çalışmaya davet ediyorum. Belki sizin objektifinizden yansıyan bir kare, bu kadim şehrin hafızasında yıllarca yaşayacak. Belki sizin hikâyeniz, Erzurum’un unutulmayacak sayfalarından biri olacak
