Toplum hayatı, birbirinden farklı karakterlere sahip insanlarla iç içe yaşamanın adıdır. Bu insanlar arasında kimi zaman güven veren, ahlakı ve duruşuyla örnek olan şahsiyetlerle karşılaşırken, kimi zaman da varlığıyla topluma yük olan kişilere rastlarız. Azerbaycan’da sıkça kullanılan “İnsan var ki insanlığın nakşıdır; yine insan var ki hayvan ondan yahşıdır” sözü, insan karakterleri arasındaki bu büyük farkı veciz bir şekilde ifade eder.
Hayat yolculuğumuz boyunca karşımıza çıkan ve “insanlığın nakşı” olarak nitelendirilebilecek örnek şahsiyetlerin sayısı azdır. Ancak bu insanların toplum hafızasında bıraktıkları izler son derece derindir. Onlar, yaşadıkları dönemin sessiz kahramanları olarak gönüllerde yaşamaya devam ederler.
Lise yıllarımızda kimya dersimize giren Ziya Yavuz Hoca da bu örnek şahsiyetlerden biriydi. Ağırbaşlılığı, çalışkanlığı, dürüstlüğü, yüksek ahlakı ve ilkeli yaşam tarzıyla yalnızca öğrencilerinin değil, Erzurum halkının da takdir ettiği bir eğitimciydi.
Bazı insanlar vardır; onları her gördüğünüzde size Allah’ı, Peygamber Efendimizi, insan olmanın faziletini, edep ve saygıyı hatırlatırlar. Ziya Yavuz Hoca da bu özellikleri şahsında toplamış nadide insanlardan biriydi. Sessizliği, az ve öz konuşması, mütevazılığı ve inanç merkezli yaşamıyla öğrencilerinin gönlünde müstesna bir yere sahipti.
Onun hayatına yakından bakanlar, sahabe ahlakını yaşamaya çalışan bir insanın izlerini rahatlıkla görebilirdi. Mevlânâ’nın aşkını, Yunus Emre’nin hoşgörüsünü ve Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin zühd anlayışını onun karakterinde görmek mümkündü. Hayatı boyunca kul hakkından titizlikle sakınmış, doğruluktan ayrılmamış ve kimsenin kalbini kırmamaya özen göstermişti.
Geride gıpta edilecek bir ömür bırakan Ziya Hoca, binlerce öğrencinin yetişmesinde emeği bulunan kıymetli bir eğitim neferiydi. Mehmet Akif Ersoy’un idealize ettiği Asım’ın neslini yetiştirme gayesiyle çalışan hocamız, bugün dünya hayatındaki yolculuğunu tamamlayarak ebedî âleme uğurlandı.
Cenaze töreninde dikkat çeken en önemli hususlardan biri, gösterişten uzak bir veda yaşanmasıydı. Objektiflere görünmek için ön sıralarda yer kapmaya çalışan siyasetçiler ya da makam sahipleri yoktu. Onu, hayatına dokunduğu samimi dostları, öğrencileri ve sevenleri uğurladı.
Cemaate baktığımda, Necip Fazıl Kısakürek’in şu mısraları zihnimde yankılandı:
“Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;
Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam.”
Hocamın tabutuna son kez dokunduğumda, “Ölüm bir insana bu kadar mı yakışır?” diye düşündüm. O an, Şeb-i Arus’a kavuşan bir yolcuyu uğurlamanın derin manevi huzurunu hissettim.
Ziya Yavuz Hoca, geride mal mülkten çok daha kıymetli bir miras bıraktı: Güzel ahlak, dürüstlük, samimiyet ve yetiştirdiği insanlar...
Makamı cennet olsun. Rahmet, minnet ve dualarla...
Değerli bir hocamız idi, ondan çok şey öğrendik... Erdal Bey çok güzel yazmışsınız , tebrikler... Allah rahmet eylesin...