İnsanlık tarihi boyunca bireyin temel hak ve özgürlüklerini hedef alan uygulamaların başında işkence gelmiştir.
İnsan onurunu ayaklar altına alan, kişinin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tahrip eden bu insanlık dışı yöntemler, çağdaş hukuk sistemleri tarafından kesin biçimde yasaklanmış olmasına rağmen zaman zaman gündeme gelmeye devam etmektedir.
1980 öncesi yaşanan öğrenci olaylarının içinden geçen biri olarak o yıllarda sağ ve sol kesimden işkenceden geçmiş nice arkadaşlarım olmuştu.
İnasanlık onurunu ayaklar altına alan ve hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bu yaşanmışlıkları dinlerken insanlığımızdan utanır bunun nasıl bir ruh hali olduğunu sorgulardım.
Sağ ve sol düşüncenin üzerinden tanklarla geçen 1980 ihtilalinden sonra, hapishanelerde yapılan işkenceler ve baskılar romanlara, filimlere konu olmuştu.
Dinlediklerimizden başka,1986 yılında yayımlanan bir dergide ifşa edilen işkence çeşitlerini ve uygulamalarını okudukça söyleyecek söz bulamadık.
Filistin askısı,Jopla ve cola şişesiyle tecavüz,elktrik verme,ıslatıp dayak atma,dışkı yedirme,foseptiğe sokma,anadan üryan soyundurma,,karikatürize etme,aşağılama gibi akla hayale gelmeyen işkencelerden ölen,sakat kalan ve hayatı karararan nice insanlar oldu.
Gençlik liderlerinin önde gelen isimlerinden Muhsin Yazıcıoğlu’da O günlerde Mamak Cezaevi C Blok’da 26 gün çıplak vaziyette kalaslara asılarak işkence görenlerdendi.
Sol kesimden Onur Yayınevi’nin sahibi İlhan Erdost’da yine Mamak Cezaevi’nde askerler tarafından dövülerek öldürülmüştü.
Onlarca örneği olan bu insanlık dışı uygulamaları yapanların nasıl bir ruh taşıdıklarını ve yaptıkları suçların bedelini ödeyip ödemediklerini bilmiyoruz.
Demokrasinin rafa kaldırıldığı, hukukun ayaklar altına alındığı bu dönemler çok gerilerde kaldı derken son günlerde gündeme düşen bir işkence iddiası haberiyle ciddi bir sarsıntı geçirdik.
Yargılanma sürecinde olan bir bayanın sorgulama sırasında çıplak aramaya tabi tutulduğunu ve yaşadıkları olumsuzlukları mahkemede iddia etmesi insanlık adına başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz gereken bir durumdur.
Konunun hangi boyuta olduğunu bilmesek de ortaya atılan iddianın toplum hafızasına kazınmış olan olumsuzlukları çağrıştırması ürkütücüydyü.
Ziverbey Köşkü’nü, Mamak, Ulucanlar, Sağmalcılar, Diyarbakır Cezaevlerini ve geçmişte burada yaşanılanları hatırlatan bu iddiaların asılsız olduğunu temenni ederken İçişleri Bakanlığının konuyla ilgili soruşturma açması yüreklere su serpti.
Yollar yapabilir, barajlar inşa edilebilir, beş yıldızlı hastahaneler oluşturabiliriz.
İnsanlık onuru ve onun yaşam hakkı göz ardı ediliyorsa bu yapılanların boş bir çaba olduğunu belirtmeliyiz.
21.yüzyıl Türkiye’sinde işkence ve kötü muamele iddialarının gündeme gelmesi hoş bir görüntü değildir.
Temennimiz, ortaya atılan iddiaların gerçeği yansıtmaması; eğer bir hak ihlali söz konusuysa da sorumluların hukuk önünde gerekli cezayı almalarıdır.
İnsanlığın ortak vicdanı, insan onurunun her türlü baskı ve işkenceden üstün olduğuna inanmaktır diyor, insanlık onurunun sonunda işkenceyi yeneceğine olan inancımızı bir kez daha tekrarlıyoruz.
Erdal Güzel 15.06.2026/Erzurum