Osmanlı sultanlarının hiçbirisine hac ibadetini yerine getirmek nasip olmadığı bilinmektedir. Çok uzun bir zaman dilimini kapsayan yolculuğun merkezi sistemle yönetilen Osmanlı İmparatorluğu’nun bekasını tehlikeye sokacak nitelikte olması onları bu ibadetten alı koymuştur.
Hac ibadetini eda etme sadece Osmanlı padişahlarına değil, tüm Emevi, Abbasi ve Memluk sultanlarına da dönem dönem nasip olmamıştır.
Hicri 9. yılda, müşriklere henüz hac ibadetinin yasaklanmaması ve onların da bu ibadeti Cahiliye devrinde olduğu gibi çıplak bir şekilde eda etmeleri nedeni ile Peygamberimiz de haccın farz olduğu ilk yıl hacca gitmemiş, yerine vekil olarak Hz. Ebubekir’i göndermiştir.
Yaklaşık 30 yıllık bir süreyi kapsayan dört halife döneminde kendilerine çok yakın bir mekan olmasına rağmen Hz. Ebubekir iki yıllık halifelik görevinin ilk yılında, Hz. Ömer görevinin ilk senesinde hac farizasını yerine getirememişlerdir. 12 yıllık halifelik döneminde Hz. Osman iki kez hac farizasını eda edemezken Hz. Ali karışıklıklar nedeni ile hac farizasını eda edememiştir.
Emevi ve Abbasi dönemlerinde de halifeler hac farizasını eda etme noktasında çok büyük sorunlar yaşamıştır.
Emevi lideri Yezid, Mekke’yi 64 gün boyunca kuşatmış ve sonunda Kâbe’yi ateşe vererek tamamen yakmıştır.
Bu yangında Hacerülesved taşının yandığı ve üç parçaya ayrıldığı, mancınıklarla atılan taşlar nedeniyle Kâbe’de büyük bir tahribat meydana geldiği, hatta bu tahribat nedeni ile zayıflayan duvarlara güvercinlerin konduğu anda taşların dağılıp yuvarlandığını Dr. Mehmet Nur Doğan’ın “Bilinmeyen Yönleriyle Hac Yolculukları Tarihi” adlı güzel çalışmasından öğrenmekteyiz.
Yine Abbasiler döneminde ortaya çıkan kendilerine Karmatîler denilen bazı Araplar, hac kafilesine dahil olanların mallarının ve kadınlarının kendileri için helal olduğunu iddia ederek her dönem hacılara saldırmış, binlerce hacıyı kılıçtan geçirmiş, mallarına el koymuş, hacı kadınları köle, cariye yapmıştır. Onların korkusundan yıllarca insanlar hac yolcuğuna çıkamaz olmuştur.
Karmatîler yine 930 yılında Kâbe’nin içine saldırmış, içerideki her hacıyı katletmişlerdir. Hatta Abbasi Halifesi Muktedir’in 80 bin kişiye varan ordusu, 2.700 kişilik Karmatîler karşısında yenilgiye uğramıştır.
Fahrettin Paşa, Medine Müdafaası adlı hatıratında bedevilerin bir deveyi tank gibi kullandığını, vurkaç taktiği uyguladıklarını, bu nedenle bedevilerle savaşmanın çok zor olduğunu ifade etmiştir. Bu şartlarda bedevilerin yaklaşık bin yıl önce 2.700 kişilik gerilla ile Abbasi Halifesi Muktedir’in 80 bin kişiye varan ordusunu mağlup etmeleri çok garip karşılanmamalıdır.
Bedevi saldırılarının yoğunluğu nedeni ile 1034-1062 yılları arasında 30 yıl Irak ve Horasan bölgelerinden hac yolcuğuna çıkan olmamıştır.
Bedeviler Osmanlı zamanında hiç durmamış her dönem hac kafilelerinin korkulu rüyası olmuşlardır.
Bazı bedevi grupları hacıları soymayı bir geçim kaynağı hâline getirmiş, geçimlerini yüz yıllarca hacılardan çalmış oldukları mallarla sağlamışlardır.
1701 yılında Şam kafilesine saldıran bedeviler çok büyük bir katliam yapmışlardır. O yıl Şam hac kafilesinin başında Çerkez Hasan Paşa bulunmaktadır. Bedeviler kendisinden yüklüce surre (hediye) talep ettiklerinde onlara “sizi kılıcımla terbiyle ederim” diyen Çerkez Hasan Paşa’yı cezalandırmak için 50 bin kişilik bir bedevi eşkıyası organize olarak Şam Hac kafilesine saldırmış, 30 bin kişilik kafilenin neredeyse tamamını kılıçtan geçirmiş, sadece 150 kişilik bir hacı grubu canlarını kurtarıp Şam’a geri dönebilmiştir.
Osmanlı veya ondan önceki Selçuklu döneminde Anadolu’nun her hangi köşesinde hiçbir Anadolu insanı organize olarak bir hac kafilesine saldırmamıştır.
Anadolu’nun temiz, yiğit insanları Haçlılarla savaşmak için toplanıp organize olurken o dönemlere yakın zamanlarda bazı Bedevi Araplar organize olarak hacılara saldırmayı bir geçim kaynağı hâline dönüştürmüş, birçok yıl hacılara saldırmış, kadınlarını kendilerine cariye yapmış, mallarına el koymuş, erkekleri ise öldürmüşlerdir. Hacılara saldıran bu bedeviler “necip millet” sıfatına yakışmamaktadır.
Hatta Osmanlılar Bedevi Araplardan diğer zavallı, temiz, hakiki Müslüman Arap hacı adaylarını korumak için çok büyük maliyetler ödemek zorunda kalmıştır.
Osmanıl Devleti’ne o yıllar bir savaş yaklaşık 300 bin altına mal olurken, bu “Necip Osmanlı Devleti” her yıl yaklaşık 400 bin altın harcayarak “surre alayı” tertip etmiş, hacıların canına, malına, namusuna zarar vermemeleri, su kuyularına zehir atmamaları için bazı bedevi kabilelerine her yıl çok yüklü miktarda ödemeler yapmak zorunda kalmıştır