Osmanlı'dan miras aldığımız ve genç Cumhuriyetimizin kurumsallaştırdığı sosyal yardım anlayışı doğrultusunda faaliyet gösteren vakıf, dernek ve benzeri yardım kuruluşları, güvenin ve dayanışmanın en güzel örnekleri olarak hizmetlerini sürdürmektedir.
Türk Kızılayı, Yeşilay, Türkiye Diyanet Vakfı, Türk Hava Kurumu (THK), Darülaceze, Darüşşafaka Cemiyeti, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, Mehmetçik Vakfı, AFAD ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları gibi kurumsallaşmış yapılarıyla insanlara yardım elini uzatan ve farklı alanlarda hizmet veren kuruluşlarımız, sosyal devlet anlayışımızın en güzel örnekleridir.
Paylaşma ve yardımlaşma kültürüyle beslenmiş, vicdan ve merhamet duyguları güçlü olan toplumumuzda kanayan yaraya parmak basmak, gözyaşına ortak olmak ve ihtiyaç sahibinin yanında durmak, kadim medeniyetimizin en belirgin özelliklerindendir.
Bu kültürel mirasın kurumsallaşmış yapılar altında, güvenilir ve ehil yöneticiler tarafından yaşatılması son derece hassas bir konudur.
Şeffaflık ve güven ilkeleri üzerine faaliyet göstermesi gereken bu kuruluşlar, attıkları her adımın hesabını büyük bir titizlikle verebilmelidir.
Güveni sarsacak her türlü yanlış uygulama, milyonlarca insanın umutlarının zedelenmesi anlamına gelir. Bunun bedelini ise garip guraba, fakir fukara ve yardıma muhtaç insanlar ödemektedir.
Böylesine bir güven kaybının oluşturduğu boşluğu, toplumun vicdanını, dinî ve ahlaki hassasiyetlerini iyi bilen kötü niyetli odaklar kısa sürede doldurmakta; insanların iyi niyetini ve yardım duygularını istismar etmekte gecikmemektedir.
Son yıllarda toplumun göz bebeği olan bazı yardım kuruluşları hakkında ortaya atılan spekülasyonlar ve bazı kurumlarda yaşanan yanlış uygulamalar, kamuoyunda güven kaybına yol açmış; oluşan bu boşluğu ise ahbap-çavuş ilişkileriyle hareket eden bazı yapılar değerlendirmiştir.
Bu boşluğu fırsata çevirerek milyarlarca lirayı kasalarına aktaran ve kurdukları düzeni sürdüren yapıların başında FETÖ ile bazı tarikat ve cemaat yapılanmaları gelmiştir.
TOKİ aracılığıyla on binlerce konut inşa eden devletin, bir dönem öğrenci yurtları konusundaki yetersizliği FETÖ ve benzeri yapılanmalar tarafından değerlendirilmiş; Anadolu'nun saf ve temiz gençleri bu yurtlara çekilerek çeşitli ideolojik telkinlere maruz bırakılmıştır.
Konuyla ilgili ibretlik bir hikâye anlatılır.
Vaktiyle bir ağanın dillere destan güzellikte bir atı varmış. Bu atı satın almak isteyenler, ağaya çok yüksek teklifler sunmalarına rağmen her defasında elleri boş dönermiş.
Atı parayla alamayacaklarını anlayan kişiler farklı bir plan kurmuşlar.
Bir gün ağa, çölde atıyla yol alırken susuzluktan dili damağı kurumuş, bitkin hâlde yatan bir adam görmüş. Yardım etmek amacıyla hemen atından inmiş, adamın başını dizine alarak ona su vermeye başlamış.
Tam o sırada pusuda bekleyen kişiler fırsattan yararlanarak ata binmiş ve hızla uzaklaşmışlar.
Atının ardından çaresizce bakan ağa hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış.
Yardım ettiği adam şaşkınlıkla,
"Sen koskoca bir ağasın. Bir at için ağlamak sana yakışıyor mu?" diye sormuş.
Ağa ise şu ibretlik cevabı vermiş:
"Ben ata değil, kaybettiğim iyi niyetime ağlıyorum. Eğer bu olay duyulur da çölde gerçekten yardıma muhtaç bir insan görenler, başlarına aynı şey gelir korkusuyla ona yardım etmekten vazgeçerse, asıl ben buna yanarım."
Bu hikâye, güven duygusunun ne kadar kıymetli olduğunu anlatan en güzel örneklerden biridir.
Fırsatçılara kapı aralamamak için devletin, himayesindeki yardım kuruluşlarına kutsal bir emanet gibi sahip çıkması; bu kurumları güveni sarsacak her türlü olumsuzluktan uzak tutması, ehliyet ve liyakati yönetimin temel ilkesi hâline getirmesi gerekmektedir.
İnsanların iyi niyetlerini istismar eden, ahbap-çavuş ilişkileriyle güç kazanan kötü niyetli yapılara fırsat vermemek için devlet denetimindeki kurumsal yapılara güven duyulmalı; bu kuruluşlar gönül rahatlığıyla desteklenebilmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle; iyiliğin peşinde koşan, yetimin başını okşayan, akan gözyaşını silmeye çalışan, düşkünün elinden tutan bütün yüce gönüllü insanları saygıyla selamlıyorum.