Türkiye'nin müzakere gücünün temelinde dört yapısal koz yatıyor. Bunların hiçbiri Türkiye'nin üretemeyeceği, satın alamayacağı ya da geliştiremeyeceği şeyler. Bunlar tarih ve coğrafyanın armağanları. Yani, “Anan seni Kadir gecesi mi doğurmuş be Türkiye” yerini bulmuş.
Birinci koz Boğazlar. Montrö Sözleşmesi, Türkiye'ye Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tek geçiş noktasının kontrolünü veriyor. 2022'de bu koz bir kez daha işletildi. Rusya'nın savaş gemileri geçemedi. Ama bu kozun sınırı var: Montrö, savaş halindeki tarafların gemilerini durdurma yetkisi veriyor; barış zamanında geçiş serbesttir. Türkiye bu dengeyi her zaman hassasiyetle yönetmek zorunda.
İkinci koz transit koridorlar. BTC, TANAP, Kerkük-Ceyhan, Türk Akımı, TAP Türkiye dünyanın en büyük boru hattı kavşaklarından biri. Bu altyapı, 1957'de Standard Oil'in hayalini kurduğu şeyin gerçekleşmiş halidir. Ama buradaki kritik ayrıntı şu: Türkiye bu altyapının mülkiyetini çoğunlukla elinde tutmuyor. Büyük oranlarda uluslararası şirketler işletiyor. Bu da Türkiye'nin transit ücret almasını sağlıyor ama fiyatlandırma ve güzergâh kararlarında söz hakkını sınırlıyor.
Üçüncü koz savunma sanayii. Bayraktar TB2'nin Ukrayna'da ve Afrika'da kanıtladığı kapasite, Türkiye'yi artık salt bir silah alıcısı değil, ihracatçı konumuna taşıdı. Bu, 1975'teki durumla kıyaslanamaz bir farklılık. 1975'te Türkiye'nin silahlarının yüzde doksanı ABD'den geliyordu ve ABD bunu bir baskı aracına çevirdi. Bugün bu bağımlılık azaldı; ama tam bağımsızlık hâlâ uzak.
Dördüncü koz coğrafi çoğalma. Ukrayna savaşı, Suriye'nin dönüşümü ve İran ile olası değişimler Türkiye'yi üç kritik bölgenin hepsinde aynı anda belirleyici aktör konumuna taşıdı. Bu eş zamanlılık tarihsel açıdan istisnai bir fırsat penceresidir. Ama uzun sürmez; büyük güçler boşlukları doldurur.
Kırılganlıklar
Türkiye'nin Stratejik Açık Kanatları:
Türkiye'nin stratejik gücünü tartışırken eş zamanlı olarak kırılganlıklarını da görmek gerekiyor. Çünkü bu kırılganlıklar, tam da büyük güçlerin tarihsel olarak Türkiye'yi hesaba kattığı noktalar.
En büyük kırılganlık enerji bağımlılığı. Türkiye'nin toplam petrol tüketiminin yüzde doksanın üzerinde dışa bağımlı. Gazda da benzer tablo. 2026'da Rusya ile yapılan 25 yıllık gaz anlaşması sona eriyor; bu kritik bir kırılma noktası. Eğer Türkiye bu boşluğu alternatif tedarikle dolduramazsa Rusya ile müzakere konumunu yitiriyor. Eğer doldurursa hem Rusya'ya karşı elini güçlendiriyor hem de Avrupa'nın gaz güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir aktöre dönüşüyor.
İkinci kırılganlık ekonomik istikrarsızlık. Türk lirası, döviz rezervleri ve enflasyon dinamikleri, Ankara'nın stratejik tercihlerini kısa vadeli ekonomik hesaplarla çeliştirebilecek bir ortam yaratıyor. Körfez sermayesinin ve Rus turistinin Türk ekonomisine olan katkısı, Türkiye'nin bu aktörlerle sert bir kopuş yaşayamamasını gerektiriyor. Bu ekonomik bağımlılık stratejik bağımsızlığın önünde yapısal bir duvar oluşturuyor. (Kaynak: E.D, petrolandeco.blogspot.com)
İktidarın sürekli büyüyen ihracat çabası, enerji alanında atılan agresif adımlar kırılganlığın azaltılmasına yönelik önemli çabalar. Savunma Sanayiindeki agresif ilerlemeler bu kırılganlıkları en aza indirmede kolaylıklar sağlıyor.
Sürecin gelişimi, enerji alanında atılan büyük adımlar doğrusu heyecan uyandırıyor. Türkiye, kara ve deniz alanlarında arama/sondaj çalışmalarının yanı sıra Libya, Somali’de önemli mesafeler kat ediliyor.