On iki belgede tespit edilen stratejik mantığın özü şu: Türkiye, Batı'nın Orta Doğu petrolüne erişiminin ve Rusya'nın Akdeniz'e açılmasının tek gerçek kapısı üzerinde duruyor. Bu coğrafi gerçek değişmedi. 1946'da Sovyetler Boğazlar üzerinde üs istedi. 2022'de Rusya Ukrayna'yı işgal edince Türkiye Montrö Sözleşmesi'ni işleterek Rusya'nın savaş gemilerini Boğazlardan geçirmesini engelledi. Aynı coğrafya, aynı koz, farklı çağ.
Değişen şey şu: 1957'de Standard Oil yöneticileri Türkiye'ye gitmeden önce Washington'dan izin alıyordu. 1999'da Clinton, BTC'yi Türkiye ile birlikte imzaladı. 2022'de Türkiye, Ukrayna'ya Bayraktar sattı ve Rusya ile ticaret yaptı; ikisini aynı anda. Bu, Türkiye'nin büyük güçlere olan asimetrinin kırıldığının göstergesi. Ama kırılma tamamlanmış değil.
Aktörlerin Beklentileri, kim Ne İstiyor?
ABD Washington'ın Türkiye İçin Planı
İstedikleri: Türkiye'nin Rusya enerjisine bağımlılığını kırması ve alternatif Azerbaycan-Orta Asya koridorunu güçlendirmesi. TANAP-TAP kapasitesinin artırılması. Rusya'ya yönelik yaptırımlara destek, en azından fiili delik açmama. F-16 modernizasyonu karşılığında İsveç'in NATO üyeliğine onay gibi transaksiyonel işbirlikleri. Ukrayna için mühimmat ve insansız hava aracı üretiminde ortak. Boğazları Rusya'ya kapalı, Batı'nın deniz kuvvetlerine açık tutması. Suriye'de istikrarın sağlanmasında Türkiye'nin önderliği.
İstemedikleri: Türkiye'nin Rusya'nın enerji oyununun bir parçasına dönüşmesi. TurkStream üzerinden Rusya'nın Balkanlara yeniden nüfuz etmesi. Türkiye'nin BRICS'e yakınlaşması. Ankara'nın Hamas, İran ve Katar bağlantısını sürdürmesi. Türk savunma sanayiinin Çin ve Rusya ile teknoloji ortaklığı kurması.
Washington'ın temel dilemi şu: Türkiye'yi NATO'da tutmak için taviz vermek zorunda ama her taviz Erdoğan'ın daha fazla koz talep etmesini cesaretlendiriyor. Trump yönetiminin 2025'teki yaklaşımı bu döngüyü fiilen benimsedi; transaksiyonellik kurumsal bir ilişki biçimine dönüştü.
AB ve Avrupa Brüksel ile Başkentlerin Farklılaşan Beklentisi
İstedikleri: Türkiye'nin Azerbaycan-Hazar gazını Avrupa'ya taşıyan güvenilir bir koridor olması. TANAP kapasitesinin 16 bcm'den 31 bcm'ye çıkarılması. Rusya sonrası enerji güvenliğinde Türkiye'nin tampon işlevi görmesi. Göç yönetiminde Türkiye'nin kapı bekçisi rolünü sürdürmesi. Batı Balkanlar ve Doğu Avrupa'ya gaz ihracatında Türkiye'yi hem ortak hem transit ülke olarak konumlandırmak.
İstemedikleri: Türkiye'nin Rusya gazını yeniden etiketleyerek Avrupa'ya satması. Putin'in önerdiği Türkiye merkezli Rus gaz dağıtım merkezi projesinin hayata geçmesi. Ankara'nın Balkanlar politikasında AB üyeleri ile çelişkili hamle yapması. Türk savunma sanayiinin AB'nin ortak savunma mimarisinin dışında kalması.
AB'nin temel paradoksu şu: Türkiye olmadan Rusya'dan bağımsız bir enerji güvenliği mimarisi kurulamıyor. Ama Türkiye'yi içeri almak istemiyor. Bu paradoks, 2026'da Türkiye'nin elini güçlendiriyor. ((Kaynak: E.D, petrolandeco.blogspot.com)
Petrol oyunları aslında Türkiye’nin büyük değişimini gösteren etkili bir süreç. Bu alanda Türkiye’de bir ilk rahmetli Raif Karadağ’ın “Petrol Fırtınası” isimli kitabıdır. Okunmasını tavsiye ederim. Düne dair yaşananlara daha yakından ışık tutan bu eserin sahibi, petrol için insafsızca kan akıtan emperyalist bazı ülkelerin gizli planlarını, Türkiye’de dönemin Cumhurbaşkanı'na ülke menfaatleri açısından sunmak istemişti. Randevu gününün sabahı otel odasında ölü bulunmuştu.
Rahmet ve minnetle.