1’nci Dünya Savaşı sonrası İttihatçı Lider kadro yurtdışına çıkarken, Milli Mücadele sürecini yürüten kadrolar içerisinde İTC ciddi ağırlığa sahiptir. Çok bilinmese de Müdafai Hukuk Cemiyetleri İttihatçı kadrolardan müteşekkildir. İşgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve subay kaçıran teşkilatlarda öyledir.
İTC ve Kemalist çekişmesini, kavgasını en güzel Kemal Tahir “Kurt Kanunu” isimli romanında anlatır. Mustafa Kemal Paşa’nın bir rivayete göre İttihatçılardan çekindiği için tasfiye sürecine giriştiği söylenir. İzmir Suikast Davası’da aynı amaca matuf, kuşkulu sürecin devamıdır.
Tarihçi Akademisyen Ender Korkmaz’a göre, “İttihatçılık ve Kemalizm birçok noktada karşıt yönlere sahiptir.” der ve “İdamları kenara koyup idareden bir örnek verelim! Söz konusu medeni hukuk olduğunda, 1917’de İttihatçılar Maliki fıkhını esas alarak Hukuk-ı Aile Kararnamesi’ni yürürlüğe koydu. Kemalist rejim ise medeni hukukta İsviçre Medeni Kanununu ithal etti. Biri İslam'dan diğeri Batı'dan beslendi. Bu, duygusal değil, somut ve tarihî bir tespittir. Elbette “öyle olmamasını temenni edenler” vardır ama bilim temennilerle değil, verilerle ilerler”.
Ender Korkmaz, iddialarını daha ileri taşır ve “Hatta biri çıkıp daha sert bir üslupla şöyle sorabilir: İttihatçılar açısından hangisi daha ölümcül sonuçlar doğurdu? a) Ermeni Suikastları (Nemesis Operasyonu) b) İstiklal Mahkemeleri ve CHF kadroları. Bizim amacımız kimseyi yargılamak değil. Ama tarihî gerçekleri duygusal reflekslerden arındırmak, en azından yanlış bilinenleri tashih etmek zorundayız.
Birkaç tali önemdeki İttihatçının Cumhuriyet kadrolarında yer alması, Kemalizm’in İttihatçılığın devamı olduğunu göstermez!!! Kemalist Cumhuriyet, İttihatçılığı sürdürmedi, yargıladı. Nazım, Cavid, İsmail Canbulat... İttihatçı elitler bizzat Kemalist rejim tarafından idam edildi. ⠀
İttihatçılık ve Kemalizm aynı ana rahminden yani Jön Türklükten doğan iki ayrı kardeştir. Ama yolları ayrıdır. Kavramların biri “-çılık”, diğeri “-izm” takısı taşır. Bir kavramın Türkçe, diğerinin Fransızca ek alması iki düşünce arasındaki farkın sembolik bir yansıması gibidir.
Kemalizm ve İttihatçılık arasında süreklilik değil, hesaplaşmavardır.”
Yine Ender Korkmaz’a göre “Dünyada hangi İslamcı hareketin altına baksan orada bir Enver Paşa izi görürsün.” noktasındadır.
Yakın tarihin Galatımeşhurları!
Cumhuriyetin kuruluşunun ardından, yeni rejim oturtulmaya çalışılırken, yalnızca İttihatçılar tasfiye edilmedi. Osmanlı’ya yönelik olumsuz propaganda da ciddi boyutlara ulaştı. Bununda ciddi manada toplumda kırılmalar oluşturduğu bir gerçektir.
“Osmanlı İmparatorluğu bazı çevrelerin iddiasının aksine Birinci Dünya Savaşı'na "Alman hayranı bir avuç maceraperest İttihatçı yüzünden girmiş" değildir. Tam tersi dönemin koşullarında, Balkan Savaşı diplomasisinin acı tecrübeleri ışığında alınmış rasyonel bir karardır.
O dönem koşullarında Osmanlı gibi bir devletin tarafsız kalma gibi bir lüksü yoktu. Almanya ile ittifak antlaşması Rusya'ya karşı imzalanmış, buna rağmen savaşa hemen girilmemiş, Çarlık Rusyası başta olmak üzere İngiltere ve Fransa ile diplomatik kanallar açık tutulmuştur.
Ancak İtilaf Devletleri toprak bütünlüğü konusunda gerekli garantileri vermede çekingen davranmış, muğlak bir "tarafsızlık" ta ısrar etmişlerdir. Yeniköy Anlaşması ile birlikte değerlendirildiğinde tarafsızlık demek Osmanlı İmparatorluğu'nun zaten fiilen bölünmesi anlamına geliyordu.
Cumhuriyet ile yeni rejim oturtma çabaları içerisinde İTC ve Osmanlı’nın kötülenmesi üzerine oturtulan propaganda çarkı maalesef hem İTC’yi, hemde Osmanlıyı düşmanlaştırmıştır. Kemikleşmiş bir soruna dönüştürmüştür. (Doç. Dr. Tuncay Yılmazer)
Yakın tarihimizden miras bu kırılmaların, günümüzde birkaç yönlü etkileri sürmektedir. Bunlardan biri Osmanlı – Cumhuriyet çatışması fikri cephesi (Bu noktada ciddi etnik kusurlu kimselerin kasıtlı yalan iddiaları), aynı çevreler Mustafa Kemal Atatürk’e saldırdıkları kadar İttihat Terakki ve Enver, Talat, Cemal Paşalara da saldırmaktadırlar.