Birinci Savaş öncesi ve savaş sırasında Birleşik Krallık, Fransa, Rusya Osmanlı Devletini parçalamak ve bakiyesini tasfiye edebilmek amacıyla içeride çıkartacakları isyanlardan ciddi fayda sağlamayı hedeflediler. Çarlık Rusya’sı için Kürtler sıcak denizlere inme, İngiltere için de petrol bölgelerinde kontrolü sağlamak için Osmanlı Devletini içeride meşgul etmek, güçsüz düşürmek, ikilik çıkarmak için kullanmaya kalktılar.
“Osmanlı’da Kürt isyanları esas olarak II. Mahmut döneminin vergiye bağlanmak, merkezileştirmek çabalarına karşı bir tepki olarak 1806-1843 yılları arasında görülmüştür. Bu Kürt isyanlarından biri, Sultan Abdülmecid döneminde 1842’de Cizre emaretinin ikiye ayrılıp bir kısmının Musul’a bağlanmasını bahane eden bölgenin hâkim aşiret reisi Bedirhan Bey tarafından çıkartılmıştır.
Diğer önemli bir isyan da 1880’de Şeyh Ubeydullah’ın İngiltere ve Rusya’nın desteğiyle Osmanlı ve İran karşısında ayaklanıp merkezi Musul olmak üzere bağımsız bir devlet kurmaya kalkışmasıydı. Ubeydullah’ın her iki devlete karşı bir isyana kalkışması yenilgisine ve Mekke’ye sürülmesine neden olmuştur. Ubeydullah’ın oğlu Seyit Abdülkadir daha sonra onun yolunda yürümeye çalışarak Kürdistan Teali Cemiyeti’nin başına geçecektir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk yasal Kürt örgütü Diyarbakır’da 1908’de Osmanlı Kürt İttihat ve Terakki Cemiyeti adı altında kurulmuştur. Aynı yıl İstanbul’da kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyetinin başkanlığına Seyit Abdülkadir seçilmiştir. İstanbul’daki Kürt öğrenciler tarafından 1912’de Hevi Cemiyetini kurulmuş.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Rusya, Abdürrezzak Bedirhan’ı koruması altına alıp bağımsız bir Kürdistan kurması için desteklemiştir. İngiltere ise Süleymaniye yöresinde 17 Kasım 1918’de Şeyh Mahmut önderliğinde kendine bağlı bir Kürt hâkimliği kurdurmuş, İstanbul ve Anadolu’da da İngiliz Muhipler Cemiyeti gibi kuruluşlardan yararlanarak Kürtleri örgütlemeye yönelmiş, bu doğrultuda Binbaşı Noel de Lawrence’in rolünü oynamaya çalışmıştır.
Aynı yıl Seyit Abdülkadir ve Bedirhanoğulları önderliğinde İstanbul’da kurulan Kürt Teali Cemiyeti, Doğu Anadolu’da birçok şube açmıştır. Bu gayretlerden de cesaretle aşiret reisi Ali Batı, 11 Mayıs 1919’da Nusaybin’de bir isyan çıkarıp özerklik ilan etmiş. Kürtlerin özerklik ve bağımsızlık talep ve çabalarına karşın Osmanlı hükümeti çözüm olarak Seyit Abdülkadir gibi Kürt liderleriyle 10 Temmuz 1919’da gerçekleştirdiği toplantıda Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürt vali ve memurların atanmasını kabul etmiş, bağımsızlık ve özerklik taleplerini ise reddetmiştir.
İstiklal Savaşı esnasında Bahtiyar Aşiret Reisi Cemil Çeto’nun çıkardığı isyan 7 Haziran 1920’de sonlandırılmıştır. 1 Haziran 1920’de çıkan Milli Aşireti İsyanı Eylül başında bastırılmıştır.
Bu sırada Kürdistan meselesi İtilaf Devletleri tarafından Paris, Londra ve San Remo toplantılarında ele alınmış, eski Stockholm Elçisi Şerif Paşa da Kürt bölgesinin bölünmesine ve bölgede azınlık durumunda bulunan Ermenilerin bağımsız bir devlet kurmasına karşı çıkmıştır. Bu talebi reddedilince bağımsız veya özerk bir Kürdistan kurulması için çabalamış, bunları da elde edememesi üzerine 5 Mayıs 1920’de konferanstan çekilmiştir.
10 Ağustos 1920’de kabul edilen Sevres Antlaşması ile bir Ermenistan kurulması ve bu topraklarda Kürtlerin ancak özerk olmasının kabul edilmesine dair maddeler Kürtlerin geneli tarafından karşı çıkılmışsa da Kürt Teali Cemiyeti tarafından sırf istekleri bir antlaşmada geçiyor diye olumlu karşılanmıştır.” (Kaynak: Avusturya Arşiv Belgelerinde Şeyh Sait İsyanı (1925)/Türk Tarih Kurumu (Makale/PDF) Doç. Dr. Sezen Kılıç)
İsyanlar Cumhuriyet döneminde de değişik gerekçelerle sürmüştür. 19 isyanda büyük oranda dış etki gözlemlenmiştir.
Görüldüğü gibi yaklaşık iki asırdır Türk Devletine karşı emperyalist emellerinde etkisiyle isyanlara sürüklenme söz konusudur. Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti başlangıcındaki isyanlar, dış etkilerle desteklense de Derebeyliklerin yıkılması endişesi ön plana çıkıyor.
Ayrılıkçı ve komplike bir kötülük olarak ASALA’nın çekilmesinden sonra sahaya sürülen PKK, farklı özellikleriyle karşımıza çıkarılmıştır. Şimdi Devlet’in tasfiye etmek istediği yapı budur.
Güzel bir yazı olmuş.