Kıymetli okuyucular, bu yazıda borçlanmanın genel mahiyeti ile ilgili bilgiler “Borçlanma-1” başlığıyla verilecek bir sonraki hafta ise Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’nin durumu “Borçlanma-2” başlığıyla rakamlar yardımıyla izah edilmeye çalışılacaktır.
Borç, devletin kendi geliri harcamalarına yetmediği zamanlarda ülke içinden veya ülke dışından aldığı kaynakları ifade etmektedir. Ülke içinden veya dışından olsun borç alınan değerin, ödeme zamanı geldiğinde ana para ve faizi ile birlikte geri ödenmesi gerekmektedir. İşte bu ana para ve faiz ile birlikte geri ödenme durumu, alınan borcun faydalı mı yoksa zararlı mı olduğu tartışmasını gündeme getirmektedir.
Borçlanma ülke içinden veya ülke dışı kaynaklardan yapılabilir. Ülke sınırları içerisinden yapılan borca “iç borç”, ülke dışından yapılan borca ise “dış borç” denir. İç borç ülkenin kendi sınırları içerisinden olduğu için alınan kaynak ister bankalar olsun, ister işletmeler olsun devletin sosyo-ekonomik bağımsızlığı için sorun teşkil etmez. Ancak, dış borçlanmada durum farklılaşabilmektedir. Alınan borç özelliğine göre ülkenin sosyo-ekonomik bağımsızlığını tehdit edebilmektedir. Çünkü bu tür borçlanmalarda borç veren ülke veya ülkelerin mutlaka bir “siyasi beklentisi” olmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde iç borçlanmalarda da bu sorun olmuştur. Çünkü İmparatorluğa iç borç verenler maalesef dış ülkeler ile hep işbirliği içerisinde olmuşlardır.
Uluslararası borçlanmada, bir devletten diğer devlete verilen borçlara “iki yanlı” borç veya kredi denir. Bu tür borçlarda borç verenin siyasi baskısı oldukça fazladır. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası mali ve ekonomik kurumlarla, Avrupa Yatırım Bankası ve Afrika Kalkınma Bankası gibi yöresel bankaların sağladıkları kredilere de “çok yanlı” borçlar veya krediler denir. Bu tür krediler birkaç devletin belli ortak hedefleri doğrultusunda oluşturulduğu için siyasi baskının daha az olacağı kabul edilir. Ancak uygulamada böyle olmadığı IMF ve Dünya Bankasının Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere Stand-by anlaşmaları ile sağlıkları kredilerdeki pratiklerinden anlaşılmaktadır. Konuya ilgi duyanların Nobel ekonomi ödülü sahibi Amerikalı iktisatçı Joseph Stiglitz’in “küreselleşme büyük hayal kırıklığı” kitabını okuması aydınlatıcı olacaktır.
Borçlanmanın sorun olma ve fayda sağlama yönlerini tarihe mal olmuş sözler veya atasözleri ile değerlendirmek mümkündür. Örneğin, Victor Hugo “borç köleliğin başlangıcıdır” demektedir. IV. Murat ise fethedilen yerlerdeki halka hazineyi boşaltırcasına para dağıtınca veziri “kendi tebaamız aç” dediğinde şu tarihi sözü söylemiştir; “Hiç sesini çıkarma. Bugün para almaya alışan yarın emir almaya alışır”. Batının hem İmparatorluk döneminde hem de Cumhuriyet döneminde uyguladığı borçlandırma politikası tamda IV. Murat’ın sözündeki gibi olmuştur. Borçlanmanın olumlu yönünü vurgulayan ise “borç yiğidin kamçısıdır” sözüdür. Olumlu yön, alınan borcun etkin kullanılması veya yatırım yapılması anlamındadır. Eğer alınan borç verimli yatırımlarda kullanılırsa etki kişi veya ülkeye pozitif olacaktır. Aksi takdirde çöküşün başlangıcıdır.
Bu nedenle borçlanma süreçlerinde üç duruma bakarak alınan borcun olumlu veya olumsuz etkisinin olacağına karar verilir. 1-Ekonominin içinde bulunduğu durum. Eğer ekonomide makroekonomik istikrar sağlanamamakta ve alınan borç ekonomideki açıkları kapatmak için yapılırsa bu tür borçlanma ekonominin işleyişini daha da bozmaktadır. 2- Borcun harcama yeri. Eğer alınan borç eski borçların ödenmesi, cari açıkların ve harcamaların kapatılması veya siyasi amaçlar ile harcanırsa bu tür borçların olumsuz etkileri daha çok olacaktır. Buna karşılık alınan borç verimli yatırımlarda veya 21. yüzyıla özgü ileri teknoloji üretimi yatırımlarında kullanılırsa bu tür borçların ülkeye katkısı olumludur ve alınması tavsiye edilir. 3- Borcun alınan kaynağına bakmak gerekmektedir. Eğer alınan borç devlet, şirket veya herhangi bir kaynaktan siyasi beklenti ve baskı yapma amacıyla verilmişse bu tür borçlar ülke için zararlıdır. Kısacası devlet borçlarının ülke ekonomisi için olumlu yanlarının olmasının yanında önemli olumsuz yanları da olabilmektedir. Bu olumsuzlukları kısaca yazmak gerekirse; devletin iktisadi, mali ve siyasi yetkilerini sınırlandırabilir, enflasyonist etki doğurabilir, sermaye teşekkülünü dolayısıyla ülkenin üretim kapasitesini düşürebilir ve milli gelir dağılımını bozabilir veya bozuksa daha da kötüleştirebilir. İşte bu olumsuzluklardan dolayı borçlanma süreci dikkatli ve temkinli yaklaşılması gereken bir süreçtir.
Bir sonraki hafta “Borçlanma-2” ile devam edeceğiz…..