Birkaç haftadır yapay zekâyla ilahi, şarkı, türkü vb. türlerde müzik üretiyor ve bunları sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum. Henüz içeriğini tam olarak oluşturamasam da maneviyatmuzikleri.com adlı bir site kurdum; bu eserleri orada da yayımlamayı düşünüyorum. Bu müzik çalışmalarıyla şunu yapmıyoruz: Ne popüler müzik üretiyoruz, ne piyasa ilahisi, ne de yalnızca nostalji olsun diye yapılan klasik taklitler… Biz başka bir şey yapmaya çalışıyoruz.
Metni, yani seçtiğimiz güfteleri; onların taşıdığı mânâyı ve sesi yeniden ibadet alanına, kalbe yaklaştırmak istiyoruz. Bugün birçok şarkı, türkü, sanat müziği eseri ve ilahi; içerik bakımından zayıf olduğu gibi, aynı zamanda fazla gürültülü, aşırı dramatik ve sloganvari bir dile mahkûm edilmiş durumda. Oysa gelenekten gelen musikimiz, kalbe tesir ederek derin bir irfanî yük taşıyordu. Günümüzdeki müzik anlayışı bu yükü büyük ölçüde terk etmiş görünüyor.
Aslında terk edilen şeyler çok açık: Sakinlik, düşündürebilme ve insanı kendi muhasebesini yapmaya davet eden o içe çekici etki…
İnsanlar yoruldu. Sürekli bağıran seslerden, cinsel imalardan, sloganlardan ve iddialardan bunaldı. Bu yüzden eskimeyen güfteyi ve sahih besteyi, yeni bir dil ve yeni imkânlarla bireye ve topluma yeniden sunmak herkese iyi gelecektir.
Ürettiğimiz müzik kimseye parmak sallamıyor; kimseyi korkutmuyor, kimseyi hizaya sokmuyor. Sadece şunu söylüyor:
“Gel, bir dur da dinle. Bir nefes al. Yüreğini bulutlandır ki manevi yağmurlar çorak araziyi uyandırsın.”
Bu sebeple Erzurum’un mutasavvıf şairlerinden toplumcu şairlerine kadar; şiiri slogan atmayan, yüzeysel olmayan isimleri özellikle tercih ediyoruz. İbrahim Hakkı Hazretleri, Alvarlı Efe, Sümmanî, Emrah, Noksanî, Natık, Zihnî, Erbâbî, Ketencizâde gibi hâl ehli; itirazı olan ama isyan etmeyen şairlerin şiirlerini güfte olarak seçiyoruz. Ayrıca benim ve babam Muhyettin Efendi’nin şiirlerini de bu çalışmalar içinde değerlendiriyoruz.
Bu metinler müzikle birleştiğinde ortaya yalnızca bir dinleti değil, aynı zamanda bir tefekkür ve iç muhasebe alanı çıkıyor. Böylesi bir müziğe bugün hepimizin ihtiyacı var.
Peki, bunları niçin yazıyorum?
Çünkü yapay zekâ yeni bir çağ başlattı. Onun sunduğu imkânlar olmasaydı, bu tür müzikleri ehli dışında üretmek neredeyse mümkün değildi. Biz, “manevî müzik” adını verdiğimiz bu üretimle bir iz açmaya çalışıyoruz. Genç ve yetenekli arkadaşların bu alanda çok daha iyilerini yapacakları da açıktır.
Elbette yapay zekâya “Beni meşhur et, al bu sözleri de bir müzik uydur.” demek kolaydır. Makine veriyi alır, bir şey üretir; bu da kibrit alevi gibi parlar ve söner. Daha uzun soluklu eserler için, seçilen ya da yazılan güftenin vicdanî bir hissi uyandırması şarttır. İkinci olarak –ki gerçek sanat zaten budur– yapılan işin öncelikli hedefi ticaret olmamalıdır.
Bizim ürettiğimiz müzik ticari bir çalışma değildir; “manevî müzik” başlığı altında bir ihtiyaca cevap verme ve bir öncelik ortaya koyma çabasıdır.
Netice-i kelâm: Yapay zekâ bir imkândır. Bugün müzik üreten yapay zekâ sistemleri büyük ölçüde Batı merkezli bir müzik dilini öncelemektedir. Doğu’nun sazını, sözünü ve makamlarını yeterince içermemesi; kendi kulak ve vicdan tınımızı yakalamada bir eksiklik doğurmaktadır. Bu eksiklik, millî yazılımlar ve bilinçli yönlendirmelerle giderilmelidir.
Kanaatimiz şudur: Müzik öncelikle millîdir; fakat bu durum evrensel bir kaliteye ulaşmanın önünde engel değildir. Doğu’nun sözleriyle Batı’nın enstrümanlarının buluşması, yeni ve sahici bir müzik akımına zemin hazırlayabilir.
Evet, makineler çağı hem umudu hem ürküntüyü birlikte büyütüyor; bu da bir ilerlemedir. Asıl mesele, bu ilerlemenin yönünü kimin belirleyeceğidir. Bir yazar olarak, sınırlı müzik kültürüme rağmen bazı dikkat çekici çalışmalar ortaya koyabildiysem, bu; maziyle buluşan kendi sesimizi arama gayretimiz sayesindedir.
Etkili ve yetkili çevrelerin, ilgili bakanlıkların ve kamu kurumlarının; TRT üzerinden sergilenen “millî güvenlik” dizileri kadar, millî müzik dili meselesini de ciddiyetle ele alması yerinde olacaktır. Küresel etkinin her alanda azaltıldığı bir zeminde, milletimiz insanlığın ufkunda bir güneş gibi parlamaya başlayacaktır.
Yüce İslâm inancına ve kültürüne sahip bir Türkiye’nin insanlığa sunacağı en büyük değerler; sevgi, merhamet ve adalettir. Allah, niyetimiz doğrultusunda bizi millet olarak yeni bir müzik külliyatına ulaştırsın, inşallah.
Yapay zekânın imkânlarıyla, evet; haydi müzik üretelim. Bizim musikimiz:
Gürültü değil sükût,
Gösteri değil hâl,
Piyasa değil mânâ…