-Ahret’in arka kapısı yok!
Sûrenin son kısmında “ceza günü” vurgusunun tekrarlanması, insanın hafife aldığı gerçeği büyütür: O gün, sıradan bir gün değildir. O gün, bildiğimiz bütün sosyal dengelerin çöktüğü, ilişki ağlarının işe yaramadığı, statülerin ve unvanların anlamsızlaştığı bir gündür. Modern toplumun en büyük putlarından biri “sosyal güç”tür; bağlantı, torpil, network, çevre, itibar, görünürlük… İnsan çoğu zaman adaleti bile bu ağlarla aşındırır. İnfitâr Sûresi ise son sözü söyler: O gün hiç kimse başka birine bir şeyle sahip olamaz; kimsenin kimseye fayda verme yetkisi yoktur; emir yalnız Allah’ındır. Bu, hem korkutucu hem de adalet bakımından çok ferahlatıcı bir gerçektir. Korkutucudur; çünkü hiçbir aracıya güvenemezsin. Ferahlatıcıdır; çünkü hiçbir zalim de orada “arka kapı” bulamaz. Kimse kimsenin hakkını yiyip de sonsuza kadar kaçamaz.
-Normalleşen kötülük
Bu noktada sûrenin modern insana verdiği mesaj berraklaşır. Modern insan çoğu zaman anlam kaybı yaşar; hayat, tüketim ve hız içinde sıradanlaşır; insan, içindeki boşluğu daha çok meşguliyetle doldurmaya çalışır. İnfitâr Sûresi, meşguliyetin gürültüsünü keser ve insanı sorumlulukla yüzleştirerek anlamı yeniden kurar. Modern insan bazen kibirle şişer; her şeyi akıl ve teknolojiyle çözeceğini sanır; “ben merkezli” bir evrende yaşar. İnfitâr, insanı yaratılış gerçeğiyle yerine oturtur; aklı nimete çevirir ama aklı ilah yapmaz. Modern insan bazen ahlâkî gevşemeyle sürüklenir; kötüye alışır; “normal”in çürümesine fark etmeden ortak olur. İnfitâr, kayıt ve hesap bilinciyle insanı yeniden doğrultur; gizlide de dürüst olmanın, içiyle dışını birleştirmenin değerini öğretir.
-Kulluğun değeri
Allah’ı tanımanın ve Allah’a kulluk etmenin değeri burada ortaya çıkar. Kulluk, insanın zihnini ve kalbini bir yöne bağlar; dağınık arzuları toparlar; insanı heveslerin rüzgârında savrulmaktan korur. Kulluk, şükür üretir; şükür, nimeti fark ettirir; nimet farkı, insanı kibirden korur ve ruhu dayanıklı kılar. Kulluk, nefsi eğitir; sabrı, iffeti, hakkaniyeti, merhameti güçlendirir. Kulluk, en sonunda insana gerçek özgürlüğü verir; çünkü insan ya Allah’a kul olur ya da daha aşağı putlara: statüye, paraya, alkışa, şehvete, öfkeye, tüketime, şöhrete… “Emir yalnız Allah’ındır” hakikati, insanı sahte otoritelerden de kurtarır; insan, insanın kölesi olmaktan çıkar.
Bu sûrenin hayatımıza dönük dersi, sadece kıyamet sahnesini düşünmek değil, o sahnenin ışığında bugünümüzü düzenlemektir. İnsan kendine her gün kısa bir muhasebe yapmayı öğrenmelidir: Bugün kimi incittim, kimi sevindirdim, hangi iyiliği erteledim, hangi kötülüğe “normal” deyip göz yumdum, hangi nimete şükrettim, hangi hakkı gözetmedim? İnsan, yaptığı hatayı bahane üretmekle değil, telafi ederek küçültmelidir; çünkü kul hakkı, modern dünyanın en yaygın yarasıdır ve “dijital çağ” bu yarayı büyütmeye çok müsaittir. Bir sözle insanı itibarsızlaştırmak, bir paylaşımda iftira üretmek, bir dedikoduyla bir aileyi dağıtmak, bir fırsatta haksız kazanç sağlamak, hepsi “iz” bırakır; bazısı dünyada, hepsi hakikatte. İnsan, “sonra düzeltirim” alışkanlığını kırmalıdır; çünkü erteleme, sadece zaman yönetimi sorunu değil, vicdanın uyuşmasıdır. İnsan, yalnız kaldığında da aynı ahlâkı sürdürmeyi hedeflemelidir; çünkü asıl karakter, seyirci yokken ortaya çıkar. İnsan, iyiliği gösterişe değil, ihlâsa bağlamalıdır; çünkü iyilik, alkışla büyürse kibir üretir; Allah rızasıyla yapılırsa insanı büyütür. İnsan, modern hayatın kaygı ve yalnızlık baskısı altında sığınılacak en sağlam kapının dua olduğunu unutmamalıdır; dua, hem aczi kabul ettirir hem de insanı boşluğun karanlığından çıkarır.
İnfitâr Sûresi, evrenin çözülüşünü anlatırken aslında insanın içindeki sahte güvenlik duvarlarını çözer. “Her şey kontrolümde” vehmini yıkar, “her şey başıboş” zannını dağıtır, “hesap ertelenebilir” aldanmasını bitirir. Sonunda insanı şu hakikate getirir: Bu düzenin sahibi Allah’tır; insan, O’nun verdiği ölçü ve denge içinde yaşar; gün gelir düzen değişir, perde kalkar, dosya açılır ve hiçbir aracı güç kalmaz. O gün emir yalnız Allah’ındır. Bu cümle, korkunun sonu değil, adaletin başlangıcıdır; çünkü insanın kalbi ancak adaletle sükûna erer. Bu yüzden modern insana düşen, kıyameti “uzak bir senaryo” gibi düşünmek değil, onu bir uyanış çağrısı bilip Allah’ı tanımanın ve kulluğun değerini hayatın merkezine yerleştirmektir.
Teşhisi herkes gibi sizde yapmışsınız ama çare ve tedavisi nedir bunları yazınız. Yoksa hepimiz görüyoruz zaten. Çözüm çare üretin