Bazı kıyafetler yalnızca giyilmez; taşıdığı kültürü, emeği ve hafızayı da beraberinde taşır. Bu hafta TYT Türk ekranlarında, Ebru Akel’in sunduğu Türkiye Çiçek Açıyor programına konuk olurken üzerimde tam da böyle bir eser vardı.

İlk bakışta zarif bir kıyafet gibi görünen bu çalışma, aslında Erzurum ve Bayburt arasında kurulan kültürel bir köprünün hikâyesini anlatıyordu. Kumaşı ehramdı. Yüzyıllardır Doğu Anadolu kadınının hayatında yer bulan, kimi zaman çeyiz sandığında saklanan, kimi zaman da bir annenin, ninenin omuzlarında görülen ehram… Bugün modern tasarım anlayışıyla yeniden yorumlanarak ekranlara taşınıyordu.

Bu özel kıyafetin kumaşı, Bayburt’ta ehram dokuma geleneğini yaşatmaya devam eden ve bu alandaki çalışmalarıyla “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülüne layık görülen Sevim Ataner Ablamızın emekleriyle hayat buldu. Geleneksel dokumanın günümüze ulaşmasında böylesine kıymetli ustaların rolü çok büyük. Çünkü kültürel miras yalnızca müzelerde değil, onu yaşatan insanların ellerinde hayatını sürdürüyor.

Ehramın modern bir tasarıma dönüşme sürecinde ise Erzurum Olgunlaşma Enstitüsü’nün imzası var. Geleneksel dokumayı çağdaş bir çizgiyle buluşturan bu çalışma, aslında son yıllarda sıkça konuştuğumuz “kültürel sürdürülebilirlik” kavramının somut bir örneği. Bir tarafta yüzlerce yıllık bir dokuma geleneği, diğer tarafta günümüzün estetik anlayışı… İkisi bir araya geldiğinde ortaya hem geçmişe saygı duyan hem de geleceğe umut veren eserler çıkıyor.
Bu süreçte emeği geçen değerli hocalarımızı da anmadan geçmek olmaz. Fotoğrafta soldan sağa; Melike Çögenli, Hilal Rızvanoğlu, Gonca Çıracı, Nesrin Bakış ve Sibel Özdemir hocalarımızın titiz çalışmaları sayesinde ehram yeni bir kimlik kazandı. Her bir dikişte, her bir detayda onların emeği ve sanat anlayışı hissediliyor.
Programda Erzurum’un kültürel değerlerini anlatırken üzerimde taşıdığım kıyafet de aslında sözlerime eşlik etti. Çünkü bazen bir şehrin hikâyesini anlatmanın en güzel yolu, o şehrin ürettiği değerleri görünür kılmaktan geçiyor. Erzurum’u anlatırken ehramı, ehramı anlatırken emeği, emeği anlatırken de bu toprakların insanını anlatmış olduk.
Bu vesileyle Bayburt’tan Erzurum’a uzanan bu güzel emeğin tüm sahiplerine teşekkür ediyorum. Sevim Ablamızın tezgâhında başlayan yolculuk, Olgunlaşma Enstitüsü’nün maharetli ellerinde şekillenerek ekranlara taşındı. Ben de o hikâyenin küçük bir parçası olmaktan büyük mutluluk duydum.
Kültür ancak paylaşıldıkça yaşar; ehram da anlatıldıkça, giyildikçe ve yeni nesillere aktarıldıkça varlığını sürdürecektir.