Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." sözüyle, sporcunun yalnızca fiziksel başarısıyla değerlendirilmeyeceğini açıkça ifade etmiştir.
Sporcu, elde ettiği başarıları; ahlakı, edebi ve tevazusuyla taçlandırdığı ölçüde gönüllerin şampiyonu olur ve hafızalarda kalıcı bir yer edinir.
Ne var ki sportif başarıların kazandırdığı egoya hâkim olamayan bazı sporcuların sergilediği olumsuz davranışlar, elde edilen başarıları gölgelemekte ve kişisel itibarın zedelenmesine neden olmaktadır.
Bunun son örneği ise dünya ve Avrupa şampiyonlukları bulunan, aynı zamanda bakan yardımcılığı görevini yürüten millî güreşçi Hamza Yerlikaya hakkında ortaya atılan iddialardır.
Hakkında daha önce sahte diploma iddialarıyla ilgili haberler yayımlanan Yerlikaya'nın, güreş müsabakasında mağlup olan oğlunun karşılaşmasının ardından mindere atlayarak hakemin üzerine yürüdüğü yönündeki iddialar doğruysa, bu davranış bir dünya şampiyonuna yakışmamıştır.
Yerlikaya'nın bu tavrı, Hz. Muhammed'in şu hadis-i şerifini hatırlatmaktadır:
"Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değil; öfkelendiği zaman nefsine hâkim olan kimsedir."
Sporcu, boynunda taşıdığı madalya kadar, şampiyonluğun kendisine yüklediği sorumluluğu da onuruyla taşımak zorundadır.
Yerlikaya'nın bu tavrı, şampiyonluklarının ve bulunduğu makamın verdiği ağır sorumluluğu taşımakta zorlandığı izlenimini doğurmuştur. Tabir yerindeyse, rakiplerine değil; nefsine ve kibrine tuş olmuştur.