Bir tarafta erkekliğe ilk adımını atan yavrularımızın sünnet merasimleri…
Diğer tarafta yeni bir yuva kuran gençlerimizin, hayatlarının en önemli adımlarından birini attıkları düğünler…
Asker uğurlamaları gibi gurur, heyecan ve duygu yüklü organizasyonlar…
Bunların her biri, aileler için ömür boyunca hatırlanacak, “ömürde bir kez” yaşanacak mutlu günlerdir. Elbette herkes sevincini paylaşmak, mutluluğunu dostlarıyla, akrabalarıyla ve çevresiyle yaşamak ister. Bu, son derece insani ve anlaşılır bir durumdur.
Ancak…
Bizim mutluluğumuz, bir başkasının kabusuna dönüşmemeli!
Tam da burada, özellikle şehir içi trafikte yaşanan konvoylar meselesi gündeme geliyor.
Düğün konvoyları, sünnet konvoyları, asker uğurlamaları…
Mutluluğun dışa vurumu olarak başlayan bu organizasyonlar, zaman zaman trafikte ciddi bir keşmekeşe, tehlikeye ve insanların hayatını olumsuz etkileyen görüntülere dönüşebiliyor.
Her ne kadar yetkililer çeşitli önlemler alsa, yeni kurallar ve düzenlemeler getirse de maalesef bu alışkanlığın önüne tam anlamıyla geçilemiyor.
İnsanlar, mutluluğun verdiği heyecanla adeta kendinden geçiyor. O an yalnızca kendi sevincini düşünüyor. Konvoyun arkasında oluşan uzun araç kuyruğunu, trafiğin kilitlenmesini, diğer sürücülerin yaşadığı sıkıntıyı çoğu zaman fark etmiyor.
Daha da önemlisi, yaptığı hareketin bir başkasının hayatını tehlikeye atabileceğini aklından geçirmiyor.
Oysa trafikte herkesin bir hikayesi var.
Hastaneye yetişmeye çalışan bir hasta yakını olabilir…
Acil bir işi olan bir vatandaş olabilir…
İşine, okuluna, sınavına yetişmeye çalışan biri olabilir…
Belki de dakikalarla yarışan bir ambulans, bir itfaiye aracı ya da bir güvenlik görevlisi olabilir.
Bunların hiçbiri olmasa bile, bir kişinin mutluluğu bir başkasının hareket özgürlüğünü kısıtlamamalı.
Çünkü şehir hayatı, ortak yaşam alanlarını paylaşma kültürünü zorunlu kılıyor. Bizim sevincimiz kadar başkasının huzuru da kıymetli. Bizim eğlencemiz kadar başkasının güvenliği de önemli.
Konvoylarda yaşanan trafik ihlallerini, yüksek sesli korna kullanımını, araçlardan sarkmalar, yolu kapatan ve diğer sürücüleri tehlikeye atan hareketler, kırmızı ışık ihlallerini ve zaman zaman kazalara davetiye çıkaran görüntüleri konuşmaya bile gerek yok.
Bunların her biri, birkaç dakikalık bir eğlence uğruna telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.
Bir düğün konvoyunda yaşanan kaza, bir sünnet merasiminin sevincini bir anda gözyaşına çevirebilir. Bir asker uğurlamasında yapılan sorumsuz bir hareket, yıllarca unutulmayacak bir acıya dönüşebilir.
Tabi ki sevinmek, eğlenmek, coşkumuzu paylaşmak hakkımızdır. Fakat bütün bunları yaparken başkalarının hakkını, hukukunu ve güvenliğini de gözetmek zorundayız.
Bir başkasının hastaneye yetişmesini engelleyen konvoy, eğlence değil sorumsuzluktur. Bir sürücüyü tehlikeli manevraya zorlayan konvoy, mutluluk değil bencilliktir. Trafiği kilitleyerek insanları saatlerce mağdur eden konvoy, gelenek değil, yanlış bir alışkanlıktır.
Gelin, en mutlu günlerimizi daha güzel yaşayalım. Sevinçlerimizi paylaşalım ama kimseyi mağdur etmeyelim. Çünkü gerçek medeniyet, insanın kendi mutluluğunu yaşarken başkasının huzurunu da düşünmesidir. Sizin mutluluğunuz başkasının kabusu olmasın.