Erzurum çarşılarında en çok rastlanan mekânlar arasında kahvehâneler önemli yer tutmaktaydı. Örneğin Lalapaşa Camii’nin yanında yer alan İçmeydan’da çok sayıda kahvehâne vardı. 1722 yılında bu bölgedeki kahvehânelerin sebep olduğu yangın Lalapaşa Camii’ne zarar verince, buradaki kahvehânelerin yıktırılması kararlaştırılmıştı. Kahvehaneler genellikle çarşılar ile cami ve hamamların yanında yer almaktaydı.
Osmanlı döneminin sonlarına gelindiğinde, kahvehânelerde kahveden ziyade çay tüketiliyordu. Mahalle aralarındaki kahvehânelerde, ramazan ve bayram günlerinde Âşık Garib, Kesikbaş, Kerem ve benzeri kitaplar, sesi güzel olanlar tarafından kendilerine mahsus namelerle okunurdu. Yine bu kahvehânelerde yaşlı kişiler tarafından geçmiş büyüklere ait kahramanlık menkıbeleri ve faziletler anlatılırdı.
Osmanlı’nın son dönemlerinde Tebrizkapı’da “Deliler Kahvesi” denilen bir kahvehâne bulunmaktaydı. Muhtemelen ismini, burada bir araya gelen deliler grubundan almıştı.
Osmanlı ordusunun içinde “deliler” denilen bir grup vardı. Başlarındaki kişiye “delibaşı” denirdi. Bunlar Erzurum ve ova köylerinden toplanan yiğit süvarilerdi. Başlarındaki çalık ve çalma denilen ipekli işlemeli sarıkları, savatlı takımları, kınlarındaki “korda” denilen eğri kılıçlarıyla bu özel birlik, bazı kritik operasyonlarda da görev yapmaktaydı. Bu birlik 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Soğanlı Dağları’nda büyük kahramanlıklar göstermişti.
1880’lerin ortalarında İstanbul’dan gelen gazeteleri okumak ve tartışmak için bir araya gelen insanları görmek olağan bir durum hâline gelmişti. Böylece “kıraathâne” denilen mekânlar ortaya çıkmaya başladı. İlk kıraathâne Sarayönü Çarşısı’nda, yani Erzincankapı civarında açıldı. Sonraki yıllarda kıraathâne sayısı altıya kadar çıktı. Kıraathânelerin bazılarında cuma ve pazar günleri yerli çalgılar çalındığı gibi buralarda bilardo, tavla, iskambil ve domino gibi eğlence unsurları da görülmeye başladı. Nitekim 1886 yılı ortalarında Haydari köyünden şehre gelen bir kişi, İstanbul gazetelerini nerede bulabileceğini sormuş ve “mekteb-i edeb” olarak gördüğü Sarayönü Çarşısı’ndaki iki katlı bir kıraathâneye gitmişti. Kemâl-i edeble yukarı kata çıktığında hayal kırıklığına uğramıştı. Gördüğü manzarayı şöyle anlatmaktadır:
Taraf taraf yüzden fazla esnaf ve tüccar oturmuş, tavla pullarının ve bilardo denilen oyun taşlarının şakırtısından ve kâğıt oynayanların bağırtılarından hâsıl olan gürültü göğe çıkıyor… Bir köşeye sıkışıp bir müddet hayretle etrafa baktım. Kısık bir sesle kıraathâneciden ceride (gazete) sual ettim. Nisyan köşesine atılmış tozlar içinde birkaç parçasını önüme attılar. Hemen tozlarını silip okumaya başladım…