Özgürlük... Belki de çağımızın en çok alkışlanan kelimesi. Ama aynı zamanda en çok yanlış kullanılanı. Çünkü çoğu zaman özgürlüğü savunurken, aslında sadece kendi tercihimizin özgürlüğünü savunuyoruz.
Peki gerçekten özgürlük nedir?
Sadece benim istediğim gibi yaşayabilmek mi?
Yoksa benim tercihim kadar, benden farklı tercihleri olan insanların da hukuka uygun ve meşru hayat tarzlarını yaşayabilmesi mi?
Kanaatimce gerçek özgürlük, tek tip bir hayat tarzını hâkim kılmak değil; farklı giyim ve yaşam tarzı tercihlerinin bir arada var olabilmesine imkân tanıyabilmektir. Çünkü seçeneklerin fiilen ortadan kalktığı yerde özgürlükten değil, dayatmadan söz edilir.
Bugün birçok alanda "çeşitlilik", "kapsayıcılık" ve "farklılıklara saygı" kavramlarını sıkça duyuyoruz. Farklı kültürlerin, farklı kimliklerin ve farklı hayat biçimlerinin görünür olması gerektiği söyleniyor. Bu yaklaşımın temelinde, insanların kendilerini özgürce ifade edebilmeleri düşüncesi yatıyor.
Peki aynı ilke, farklı giyim tercihleri söz konusu olduğunda da aynı ölçüde geçerli mi?
Geçtiğimiz günlerde Kadın Millî Voleybol Takımımızın elde ettiği dünya şampiyonluğu hepimizi gururlandırdı. O genç kadınlar, disiplinleri, fedakârlıkları ve üstün mücadeleleriyle ülkemize büyük bir sevinç yaşattılar. Bu başarı her türlü takdiri hak ediyor.
Ancak tam da bu başarı vesilesiyle aklıma farklı bir soru geldi.
Şayet bir sporcu, performansını olumsuz etkilemeyecek ölçüde tayt yerine daha uzun bir şort ya da daha kapalı bir spor kıyafeti tercih etmek istese, bu tercih gerçekten aynı rahatlıkla kabul görür mü? Yoksa yazılı kurallardan bağımsız olarak zaman içinde oluşmuş alışkanlıklar ve beklentiler, bu tercihi fiilen zorlaştırır mı?
Burada mesele bir kıyafeti diğerine üstün görmek değildir. Fakat yalnızca belirli bir giyim anlayışının doğal ve tek seçenek olarak görülmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Eğer tayt giymeyi tercih eden bir sporcunun tercihi özgürlük olarak kabul ediliyorsa, daha uzun bir şort giymeyi tercih eden bir sporcunun tercihi de aynı özgürlüğün kapsamında değerlendirilmelidir. Gerçek özgürlük, yalnızca çoğunluğun benimsediği bir tercihi korumak değil; farklı ve meşru giyim tercihlerinin de rahatlıkla hayata geçirilebilmesine imkân tanımaktır.
Üstelik kıyafet meselesi yalnızca bireysel bir tercih değildir. Her toplumun tarihî birikimi, kültürel kodları ve mahremiyet anlayışı birbirinden farklıdır. Bir toplumda son derece doğal karşılanan bir kıyafet, başka bir toplumda aynı şekilde değerlendirilmeyebilir. Bu farklılık, toplumların zenginliğinin bir parçasıdır.
Küreselleşen dünyada ortak spor kuralları elbette önemlidir. Ancak ortak kurallar oluşturmak ile bütün toplumların aynı kültürel tercihleri benimsemesini beklemek aynı şey değildir. Asıl çoğulculuk, farklı kültürel hassasiyetlerin de kendilerine meşru bir alan bulabilmesidir.
Peki, o hâlde:
Özgürlük, yalnızca belirli bir hayat tarzını tercih edebilmek midir?
Yoksa hukuka uygun ve meşru giyim ile hayat tarzı tercihlerinin de hiçbir baskı hissetmeden var olabilmesine imkân tanımak mıdır?
Bu soru yalnızca spor için geçerli değildir.
İş hayatında...
Eğitimde...
Sanatta...
Kamusal hayatta...
Aynı ilkeyi savunabiliyor muyuz?
Yoksa özgürlüğü yalnızca kendi tercihimiz söz konusu olduğunda mı hatırlıyoruz?
Kanaatimce bir toplumun gerçek anlamda özgür olduğu yer, herkesin aynı şekilde yaşadığı toplum değildir. Gerçek özgürlük; farklı düşünen, farklı yaşayan ve farklı giyim tercihleri bulunan insanların, birbirlerini tehdit olarak görmeden aynı toplum içinde yaşayabildiği bir toplumsal iklim kurabilmektir.
Çünkü özgürlük, tek tip insan yetiştirmek değildir.
Özgürlük, farklı düşüncelere ve meşru tercihlere de hayat hakkı tanıyabilmektir.
Sanırım kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz gerçekten özgürlüğü mü savunuyoruz?
Yoksa yalnızca kendi tercihimizin herkes için geçerli olmasını mı istiyoruz?