M. Talat Uzunyaylalı
"Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir." (Nebe 17)
Kur'an, kıyameti hiçbir zaman "belki olacak" diye anlatmaz. "Belirlenmiştir" buyurur. Yani Allah katında tarihi bellidir. İnsan bilmez; fakat Allah bilir.
Dünyada nice zalimler cezasını çekmeden ölür. Nice mazlumlar hakkını alamadan toprağa girer. Eğer ölüm son nokta olsaydı, kâinatın en büyük haksızlığı gerçekleşmiş olurdu. Oysa Allah'ın isimlerinden biri el-Adl'dir. Mutlak adalet sahibi olan Rabbimiz, hesabı mutlaka görecektir.
Bu sebeple kıyamet, sadece dünyanın sonu değildir; ilâhî adaletin başlangıcıdır.
Sûr'un üflenmesi
İlk ses... Sonra bütün sessizlik bozulacaktır. İnsanlar mezarlarından kalkacak, milyarlarca insan tek bir çağrıya cevap verecektir. Ne pasaport vardır. Ne makam vardır. Ne zenginlik. Ne koruma orduları... Herkes yalnızca ameliyle gelecektir.
Göğün Kapıları Açılır (19)
"Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur."
Bugün göğe baktığımızda kusursuz bir kubbe görüyoruz. O gün ise bu düzen parçalanacaktır. Kur'an başka ayetlerde göğün yarılacağını, erimiş maden gibi olacağını, dürüleceğini haber verir. İnsan bugünkü fiziği mutlak sanmaktadır. Halbuki fizik de Allah'ın koyduğu geçici kanunlardan ibarettir. Kanunu koyan, dilediği zaman değiştirir. Göğün kapılar hâline gelmesi, meleklerin inişini, ilâhî hükmün tecellisini ve görünmeyen âlemin görünür hâle gelişini de ifade eder. Artık gayb, şehadet âlemine dönüşecektir.
Dağların Seraba Dönüşmesi (20)
İnsanlık tarihinin en büyük güven sembollerinden biri dağlardır. Kur'an daha önce onları yeryüzünün kazıkları olarak tanıtmıştı. Şimdi ise aynı dağlar yürütülüyor. Sonra un ufak oluyor. Sonunda serap gibi kayboluyor. Bu çok çarpıcı bir mesajdır. İnsan en sağlam sandığı şeylere güvenir. Servetine... Devletine... Bilimine... Ordusuna... Dağlar bile kalmayacaksa, insan neye güvenebilir? Ancak Allah'a...