“Hani derler ya, “ İstanbul grip olursa Anadolu zatürre olur…”
Ekonomide bugün yaşanan tabloyu anlatmak için bundan daha çarpıcı bir söz bulmak zor.
Büyük şehirlerde başlayan her ekonomik daralma, bir süre sonra Anadolu’nun sokaklarına, küçük esnafa, sanayicinin fabrikasına, vatandaşın mutfağına şiddetini artırarak ulaşıyor.
Bugün ülke olarak zor bir ekonomik iklimden geçiyoruz. Döviz kurlarındaki hareketlilik, pandemi ve depremler sonrası oluşan ekonomik yük, yanı başımızda devam eden savaşların oluşturduğu belirsizlik, artan maliyetler ve hayat pahalılığı…
Bütün bunlar üst üste geldiğinde ortaya çıkan tablo, sadece rakamlardan ibaret kalmıyor. Her rakamın arkasında bir işletme sahibi, bir çalışan, bir aile ve bir gelecek kaygısı var.
***
Erzurum’da bu tablodan payını alıyor. Son iki yılda kentte onlarca firmanın konkordato ilan etmesi, ekonomik sıkıntının geldiği noktayı göstermesi açısından dikkat çekici. Bir yıl içerisinde Ticaret Mahkemeleri’nin baktığı 89 ticari dava ise işletmelerin yaşadığı finansal baskının başka bir göstergesi.
Rakamlar daha da düşündürücü…
Yılın son üç ayında 13 firma konkordato sürecine girerken, sadece son bir ayda 3 firma daha bu yola başvurmuş durumda. Elbette konkordato, işletmelerin tamamen yok olmasının önüne geçmek için oluşturulmuş bir hukuk sistemi. Firmalara borçlarını yeniden yapılandırma ve faaliyetlerini sürdürme fırsatı veriyor. Ancak bir şehirde konkordato sayılarının artması, o şehirde ticaretin ve ekonominin zorlandığını da gösteren önemli bir barometre...
Bugün Erzurum’da özellikle inşaat sektörü ciddi bir daralma yaşıyor. Artan maliyetler, finansmana erişim, yüksek faizler ve talepteki düşüş sektörü zorluyor. Eskiden iş dünyasının en büyük sorunu müşteri bulmakken, bugün birçok işletmenin en büyük mücadelesi ayakta kalabilmek…
***
Sanayici üretmek istiyor, esnaf kepenklerini açık tutmak istiyor, işletmeler çalışanlarını korumak istiyor. Bunun için en çok ihtiyaç duyulan ise finansman. İş dünyası artık yüksek faizden bile şikayet etmekten öte, krediye ulaşamamaktan yakınıyor. Çünkü yüksek maliyetlere rağmen bir şekilde yoluna devam etmek isteyen işletmeler, önünü görebileceği bir desteğe ihtiyaç duyuyor.
Bir çok firma aslında büyük bir mücadele veriyor. Çarkları döndürmek, maaşları ödemek, borçları çevirmek ve üretime devam etmek için sessiz bir savaş veriliyor.
“Kalın incelene kadar, incenin canı çıkar.”
Bugün bazı işletmeler dayanıyor, erteliyor, sabrediyor. Fakat ekonomistler, özellikle yıl sonuna doğru birçok firmanın gerçek durumunun daha net ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü ertelenen her sorun, zaman içerisinde daha ağır bir yük haline gelebiliyor.
***
İş dünyasındaki sıkıntı kadar, esnafın yaşadığı tablo da dikkat çekici. Erzurum’da yaz ayları her zaman ekonomik hareketliliğin arttığı dönemler olmuştur. Gurbette yaşayan hemşehrilerin memleket ziyaretleri, çarşıya, pazara, otellere, işletmelere önemli bir canlılık getirirdi. Bu yıl beklenen hareketlilik neredeyse yok denecek kadar az.
Ulaşım maliyetleri, özellikle uçak ve otobüs bilet fiyatlarındaki artış, sıla ziyaretlerini de etkiledi. Gurbetçi vatandaşlarımızın gelmesiyle hareketlenen piyasalar, bu yıl eski günlerini arıyor.
Kışın öğrenci hareketliliğine umut bağlayan esnaf da zor bir dönemden geçiyor. Zira ekonomik daralma sadece büyük işletmeleri değil, mahalle arasındaki küçük dükkanı da etkiliyor. Bir lokantanın müşterisi azalıyor, bir marketin alışveriş hacmi düşüyor, bir esnafın günlük kazancı geriliyor. Ve bütün bunlar zincirleme şekilde şehrin ekonomisine yansıyor.
Bugün Erzurum’da konuşulanlar aslında Türkiye’nin ortak meselesi.
Sanayici dertli…
Esnaf dertli…
Emekli dertli…
Asgari ücretli dertli…
Siyasetçilerin halkın içine girdiğinde en fazla duyduğu sitem ekonomi olması da tesadüf değil. Vatandaşın gündeminde artık büyük tartışmalardan önce hayatın kendisi var. Pazardaki fiyat, marketteki etiket, ev kirası, faturalar…
***
Erzurum’un yaşadığı sıkıntı aslında batıdaki illerden farklı değil. Ekonomik dar boğazın adresi değişse de etkisi değişmiyor. Bir tarafta büyük şehirlerin yüksek maliyetleri, diğer tarafta Anadolu’nun sınırlı imkanları…
Ortak nokta ise aynı, belirsizlik…
Bu dar boğazdan çıkmanın yolu belli. Üretimi desteklemek, işletmelerin finansmana ulaşmasını kolaylaştırmak, yatırım ortamını güçlendirmek ve vatandaşın alım gücünü yeniden artırmak...
Ekonominin gerçek göstergesi sadece tablolar değil, gerçek gösterge çarşıdır, pazardır. Gerçek gösterge vatandaşın yüzündeki umuttur. Bugün Erzurum’un ihtiyacı olan şey sadece ekonomik destek değil, geleceğe dair güven duygusudur.
Çünkü bu şehir zor zamanları çok gördü, yeter ki emeğin, üretimin ve alın terinin yanında durulsun.
Çünkü Erzurum’un insanı zor şartlarda bile mücadele etmeyi bilir.
Ama artık herkesin sorduğu tek bir soru var:
Bu dar boğazdan nasıl çıkacağız?
Bu yaşanan şeyin adı ne ?
Bu darboğazın adı, bıldır yediğin hurmalar buyıl .... tırmalar