Kelimeler fındık, manaları ise fındığın içi gibidir. Fındık kabuğu fındığın tadını vermez. Kabuklu fındık varlığın, niceliğin işareti olsa bile canlılığın, diri olmanın, akıllı olmanın işareti değildir. Sert, içini vermeyen, kırılmayan fındık kabukları da bir işe yaramamaktadır. Kelimeler de öyledir. Sözcüklerin tadına varmak için onların iç dünyalarına girmek gerekmektedir. Bireylerde dil, kültür bilincinin ve sevgisinin oluşması için onların kelimenin iç dünyasına inmesi, ondaki manaların, tatların güzelliğini hissetmesi gerekmektedir.
Bu nedenle zaman zaman bu sütunda okuyucularımıza bazı kelimelerin manalarını, kültürel süreçlerini hatırlatmaya çalışmaktayız.
Türkiye’de özellikle Anadolu’da köylerde tuvalete gitmek için “dışarı çıkmak” tabiri kullanılmaktadır. Dışarı kelimesinin “hela” anlamı da bulunmaktadır. “Hela” kelimesi ise Arapçada boş, tenha yer demektir. Yine “kenef” kelimesinin de küçük baraka anlamı bulunmaktadır.
Eski adı ile liman-ı kebir olarak bilinen Karaköy Limanı’nda yük taşımacılığı yapılan irili ufaklı kayıklar bulunurmuş ve bu kayıklar Lâle Devri’nden beri “dolmuş” diye anılıyormuş, günümüzde kullandığımız “dolmuş” kelimesi de dolunca hareket eden bu kayıklardan dilimize kazandırılmıştır.
Derlemeler sözlüğünde halk dilinde kullanılan bazı kelimeler halkın zekâsını göstermektedir.
Sangı: Şüphe, tereddüt,/ Emsiz: beceriksiz, /Kanlı: kâtil, /Çığan: cimri,/ Var yimez: cimri,/ Karacı: iftiracı,/ Burunlu: kibirli, /Gidi: Deyyus, kaltaban,/ Canı azıcık: sabırsız, /Yüzü berk: Utanmaz,/ İpi çürük: sözüne güvenilmez…
“Mablah” kelimesi Arapça miktar, tutar, ölçüt manasındaki meblağ kelimesinden bozmadır ki bu kelime daha sonraları kaşık için kullanılmıştır, bu da şekerin, şeker tozunun az olduğu dönemlerde ölçünün belirlenmesinde etkili olmuştur.
Erzurum’da kullanım alanı çok yaygın olan “Buy” kelimesinin soğuk anlamı var, buymak, soğuktan donmak, üşümek anlamını içermektedir. Fakat “buyur” kelimesini emretme manasında kullanmaktayız. Başkasına emretme ile soğuk arasında ilişki kurmuşuz. Bu da atalarımızın emretmeye karşı soğuk, mesafeli durduklarının işareti olmuştur.
“Akmak” sözcüğünün bir şeye doğru gitmek anlamı var, ak köküne, se-sa eki getirilirse eylemde bir yavaşlamayı işaret eder, “aksamak” işlerin yavaş gittiğini gösterir. Havayollarında uçuşların aksamasına, rötar yapılmasına “uçsamak” kelimesini rahatlıkla kullanabilirmişiz, fakat kelime türetmek için kafa yormak yerine Arapça tehir, (erteleme) ya da Latince kökenli rötar kelimesini alarak dilimizin zayıflamasına neden olduk. Şimdi “uçsamak” sözcüğü bize çok garip ve saçma gibi görünecektir. Hâlbuki bütün kelimelerin ilk hâlleri insanlarda bu duyguyu meydana getirir. Dilimiz bu manayı yakalayacak eki, imkânı bize sunmuş, biz onu kullanmayarak dilimize ihanet etmişiz…
Osman Nuru Ergin Türk Maarif Tarihi Cilt 1’de “tuğ” ve “kûs” kelimeleri için şunları yazmaktadır: Tuğ kelimesinin tüy anlamı vardır. Türkler öküzü totem tanıdıkları zamanlarda onun kuyruğunu bir değneğin ucuna takarak bir adamı bir alayın önünde yürütürlerdi. Hatta başlarına takarlardı. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşundan Tanzimat (1255-1839) devrine gelinceye kadar askerî ve mülkî memuriyetler bir takım rütbelere yani mertebelere ayrılmıştı. Her rütbenin bir hususi kıyafeti olduğu gibi o kıyafetin nişanı yani alâmeti de vardır. Hâlâ dilimizde yaşamakta olan “uç tuğlu vezir” tabirindeki tuğ bu nişanelerden birisidir.
Halk dilinde “kös dinlemiş”, tabiri vardır. Bu tabir vurdumduymaz, ufak tefek gürültülere patırtılara aldırmaz, soğukkanlı gibi manalarda kullanılır. Kûs yahut kös Farsçadır. Davulun sekiz on misli büyüklüğünde bir musiki aletidir. Ve tabiidir ki sesi de davula nispetle o kadar yüksektir. Kûsun sesini işiten, kulak zarları ona tahammül edene davulun sesi hafif geleceği gibi daha büyük hadiseler gören, vakalara geçirene de herhangi ufak bir hadise tesir etmez demek olur.
“Pir” kelimesinin yaşlı, bu alanın ustası anlamı vardır fakat ilk zamanlarda bir işi ilk yapan kişilere bu isim verilmekteydi.
Bizans İmparatoru Alexius Comnenus’un Papa II. Urbabnus’tan yardım talep etmesi nedeni ile Uranüs’ün öncülüğünde Fransa’da haçlılar toplanmıştır. Burada toplanan askerlerin çoğunun Fransız olması nedeni ile Haçlılara, bu nedenle tüm Batılılara bir zaman Franklar denilmiştir. Haçlı seferlerine katılan askerlerin elbiselerinde haç işareti bulunduğu için bunlara Ehl-i Salip (haçlı) “Haçlılar” denilmiştir.