Şehir bugün yorgun
Bezgin bir ifade var yüzünde
Uzaktan bakınca, ışıkları solgun
İçine girince, parlak bir keder var gözlerinde
Şehir bugün yorgun
Sanki ağıt yüklü bir hırka var üzerinde
Her şehrin şahsına münhasır olduğuna inanırım
Kimi duygulu kimi zalim kimi ahlaklı kimi günahkâr
Şehirlerin kimliğini insanlarının yüzünden tanırım
Kimi ana gibi fedakâr kimi kumarbaz gibi hilekâr
Şehir bugün yorgun
Böğrüne saplanan binalardandır sanırım
Şehir bugün yorgun
Son demlerini yaşayan ihtiyar burukluğu var yüzünde
Üzerinde tepinen makinalar her yanında yaralar açmış
Eski bir türkünün damıtılmış gamı var göğsünde
Sonbaharın yakıştığı küçük bir kasaba gibi sararmış
Şehir bugün yorgun
İnce bir hastalık sinmiş göz bebeklerine
Şehir bugün yorgun
En karanlık bulutlar geziniyor üzerinde
Caddelerinde volta atıyor ihanet
Cebinde bir avuç keder, ölü bir cümle var dilinde
Giriş ve çıkışlarına, barikat kurmuş sefalet
Şehir bugün yorgun
Gizlediği bir derdi var derinde
KALDI
Göçtü gitti büyük ozan, duvarda sazı kaldı
Vurdu geçti kasırga, geride enkazı kaldı
İçim burkuldu, sefil bir kıvılcımla tutuşan ormana
O büyük yangından geriye dinmeyen sızı kaldı
İçini oydular müjdelenmiş payitahtın
Geride kimliksiz, çirkin bir yapı kaldı
Tahttan indirildi büyük bilge sultan
O günden bu güne müdavim acı kaldı
Çevirdik batıya ecdadın gül cemalini
Hilâle gölge düştü, gölgeler baki kaldı
En kavi yerinden kırıldı adaletin kılıcı
Zalime gün doğdu, mazluma zulüm kaldı
İnsanlığın nefes aldığı o lale bahçesi
Yağmalandı, viran oldu, cihan nefessiz kaldı
Ümmetin ölümünün seneyi devriyesi
Ümmetten geriye bir tek adı kaldı