Trafikte artık kimse kimseye ses edemiyor.
En küçük bir hata, basit bir yanlış anlama ya da anlık bir dikkatsizlik...
Bir anda ortalık savaş alanına dönüyor. Kornaya basan, selektör yapan ya da yol vermeyen kişi, karşısındakini adeta düşman ilan ediyor. Yanında kadın varmış, çocuk varmış, yaşlı varmış, kimsenin umurunda değil.
Yalnızca trafikte mi?
Günlük hayatın neredeyse her alanında benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ticaret yaptığı ortağıyla anlaşmazlık yaşayan silaha sarılıyor. Aile içindeki miras kavgası yılların kardeşlerini birbirine düşürüyor. Basit bir tartışma, telafisi mümkün olmayan sonuçlara dönüşebiliyor.
Haber sitelerine göz atmak bile insanın içini karartmaya yetiyor. Trafikte çıkan kavgalar, ailesini katledenler, iş ortağını vurduktan sonra intihar edenler...
Her gün yeni bir öfke hikayesiyle karşılaşıyoruz.
İnsan ister istemez soruyor, ne oldu bize?
Ne ara bu kadar tahammülsüz, bu kadar öfkeli ve bu kadar kırılgan hale geldik?
Bunun sebebi ekonomik sıkıntılar mı? Geçim derdi mi? Sürekli maruz kaldığımız olumsuz haberler mi? Yoksa yediğimiz, içtiğimiz şeyler mi bizi değiştirdi?
Belki de mesele daha derinde...
Belki de bizi biz yapan değerlerden uzaklaştıkça ayakta durmakta zorlanıyoruz. Örfümüzü, geleneğimizi, mahalle kültürünü, komşuluğu ve birbirimize karşı duyduğumuz saygıyı kaybettikçe yalnızlaşıyoruz. Yalnızlaştıkça da öfkemiz büyüyor.
Ve belki en önemlisi...
Dinin hayatımızdaki yerini yanlış anlıyoruz.
İslam sadece camide yaşanan bir inanç değildir. Namazla başlayıp cami kapısında biten bir din hiç değildir. Kul hakkına riayet etmek, öfkeyi kontrol etmek, adaletli olmak, merhamet göstermek ve insanlara güzel davranmak da ibadetin bir parçasıdır.
Ne var ki biz çoğu zaman dini yalnızca belirli zamanlara ve mekanlara hapsediyoruz. Camiden çıkınca, trafiğe girince, ticaret yapınca ya da bir menfaat söz konusu olunca bambaşka bir kişiliğe bürünebiliyoruz.
Oysa toplumları ayakta tutan şey sadece kanunlar değildir. Asıl güç vicdan, ahlak ve insanın kendi kendine koyduğu sınırlardır.
Belki de yeniden birbirimizi anlamaya, dinlemeye ve tahammül etmeye ihtiyacımız var. Çünkü kaybettiğimiz şey yalnızca sakinliğimiz değil, birlikte yaşama kültürümüzdür.