Bilindiği gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olmak için başvuru tarihi 1959’dur. Aradan geçen 67 yıla rağmen Türkiye bu birliğe alınmamıştır. Bunun sebeplerini anlatmak bu yazının kapsamına ve amacına uygun olmaz. Burada sadece günümüzdeki mevcut durumda AB Türkiye’ye nasıl bakmaktadır sorusunun cevabı verilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye AB için siyasal ve ekonomik bakımdan, bugün büyük önem taşımaktadır. Çünkü, AB, ABD, Japonya ve Çin arasında dünyada ve bölgede özellikle 1990 sonrasında şiddetlenen ekonomik bir soğuk savaş dönemine girilmiştir. Bu mücadelede AB; Türkiye’yi kendi yanında ve denetiminde tutmak istemektedir, Neden?
Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlar, dünyanın en sorunlu üçgenidir ve bu üçgen AB’nin sınırındadır. AB Türkiye’yi yanında tutarak bu bölgenin olumsuz etkilerini Türkiye aracılığıyla önleme şansına sahiptir. Bunun en güzel örneği Suriye’den gelen göçün AB’ye akışını Türkiye’nin önlemesidir.
Türkiye, Kafkasya ve Ortadoğu petrol ve doğal gaz yataklarının ve üretiminin sınırında ve potansiyel geçiş alanları üzerinde bulunuyor. AB’ye yakın ve işbirliği içinde bir Türkiye, bu açıdan AB için önem arz etmektedir. Bunun örneğini de Rusya-Ukranya ve İsrail, ABD-İran savaşında görmekteyiz.
AB Akdeniz’i “kendi etki ve denetim alanı içinde” görmekte ve buna göre bir politika izlemektedir. Bu bölgenin büyük ölçekli ülkesi olan Türkiye, Akdeniz politikası bakımından büyük önem taşımaktadır. Mavi Vatan gelişmelerinde Türkiye’nin önemi ortaya çıkmıştır.
Türkiye pazarı, ticari ve ekonomik olarak hem doğrudan doğruya hem de bölgesel faaliyetler içindeki ağırlığı bakımından dolaylı olarak, AB için büyük öneme sahiptir. AB ile yakın işbirliği içindeki bir Türkiye, AB’nin bölgedeki etki alanını güvence altına alan bir unsur olarak algılanabilmektedir.
Bölge ülkelerine göre Demokratik Cumhuriyet olan Türkiye’nin AB ile uyumlu çalışmasının kolay olacağını bilmektedirler.
Gelecekte Orta Doğu’da önemi daha da artacak olan “su” kaynakları, büyük ölçüde, Türkiye sınırları içinde bulunuyor. Bu sorunda etkili olmak isteyen AB, Türkiye ile yakın işbirliği yapmak zorundadır.
Yukarıda sayılan ve benzeri tüm nedenlerden dolayı AB, Türkiye’yi en azından şimdilik dışlayamaz. İşbirliği içerisinde olmak ister. Ancak, bütün bu öğeler, AB’nin Türkiye’yi ileride tam üye yapacağı sonucunu doğurmamaktadır. Çünkü Türkiye’nin tam üye yapılmasının, AB’ye politik, ekonomik, sosyal ve kültürel bedeller yükleyeceğini düşünmektedirler. Üstelik bu bedellerin gelecekte azalmayacağı artacağı düşünülmektedir.
Bu nedenle, AB’nin Türkiye politikası; Türkiye’yi tam üye yapmadan arada verilecek ufak ödünler ve sözlerle, ilişkileri mevcut yapılanma içinde sürdürmeye çalışmaktır.
Ancak, AB’nin 67 yıllık Türkiye’yi tam üye olarak birliğe almama yönündeki politikası Türkiye’nin geleceği kendi menfaati doğrultusunda planlamasına engel değildir. Türkiye tam üye olmadan da AB standartlarına ve hatta onun üstüne çıkabilecek sosyo-ekonomik potansiyellere sahiptir. Bu potansiyeller iyi değerlendirilirse, zaten etkinliği gittikçe zayıflayan AB’ye girmek için uğraşan değil, AB’nin ısrarla birliğe almak için davet ettiği bir ülke konumuna erişebilir.